İçeriğe geç

Efendimiz’in hayat-ı seniyelerinde yapmış olduğu şaka türü hâdiseleri göz önüne alarak, zaruret hâlinde meâriz yapmayı, pek çok muhakkik mahzursuz görmüşlerdir ama, imana, icraat-ı ilâhiye’ye ve vakıa ters bir şey olduğunu belirterek hiçbir şekilde yalana cevaz verilemeyeceğini belirtmeyi de ihmal etmemişlerdir. Ta’rizden gelen “muarrez”in çoğulu “meâriz”, tevriye gibi maksadı muhataba kapalı ifade etme demektir. Başka bir ifadeyle, ifadenin muhataba farklı bir şekilde yansıtılması denebilir. Efendimiz’in yaşlı bir kadına, “Yaşlı kadının Cennet’e giremeyeceği” ifadesi bu kabildendir ki, daha sonra gerçek maksatlarının, yaşlı kadının, yaşlı olarak Cennete girmeyeceğini kastettiklerini tasrih buyurmuşlardır.

Hadis kitaplarında bu vak’anın şöyle cereyan ettiği söylenir: Bir kadın huzur-u risalet penahiye gelip, “Dua buyur Ya Resûlallah, Cennete gireyim.” der. Allah Resûlü de, “Yaşlı kadın Cennet’e giremez.” buyurur; kadının çok üzüldüğünü görünce, “Ben, yaşlı kadın yaşlı olarak değil, genç olarak Cennet’e girecek demek istedim.”80 ferman eder ve kadının gönlünü sevinçle coşturur. Ve yine Hz. Enes’in kulağından tutup: “İki kulaklı nasılsın?”81 gibi sözlerini bu cümleden sayabiliriz.

Hâsılı Efendimiz, hayatı boyunca hep yalanın karşısında olmuş ve onun her ne vesileyle olursa olsun, –şaka buna dahil– söylenmemesini istemiş; Ashabının, “Ya Resûlallah, siz de şaka yapıyorsunuz.” demelerine karşı da, “Ben ancak doğruyu söylüyorum.” buyurmuşlardır.82

Evet O, daima hakkı ve hakikati söylemiş, hayatında yalanın kıl kadarına dahi yer vermemiştir. Bu itibarla da O’nun bu konulardaki hadislerini de, doğrudan doğruya hilâf-ı vâki beyanda bulunma şeklinde değil, maksadı gözeterek tevriye yapıp muhatabın farklı şekilde anlamasını sağlama şeklinde yorumlamak gereklidir.

Tevazu ve Kibir

122