İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın, tabiat kitabıyla yaratıp ortaya koyduğu bağ ve bahçelere ayrı ayrı şekiller verebilir.. iradesini kullanarak –Allah’ın izniyle– dünyayı değiştirebilir; devletler kurup ve yine devletler muvazenesinde hâkim hâle gelebilir.. Cenâb-ı Hakk’ın nâm-ı celilini her yerde bayraklaştırabilir; bayraklaştırabilir ve “Ruh-i Revan-i Muhammedî”yi bir şehbal hâlinde en yüksek burçlarda bayrak gibi dalgalandırabilir. İşte, kendisine, eşyaya bu kadar engin müdahale hakkı verilen insan, bu mânâda Cenâb-ı Hakk’ın tam bir halifesidir. Yani Allahu Teâlâ kendisinin isteme ve dilemesiyle, yine kendisinin yaratmasına bağlı olarak insanı eşyaya müdahale etme gibi bir şerefle şereflendirmiştir.
İnsan, Cenâb-ı Hakk’ın esmasının bir nokta-i mihrakiyesi ve âdeta O’nun yüce tecellilerinin temerküz noktası gibidir. Evet Allah, bütün esmasıyla tecelli buyurup kâinatı, daha sonra da daha farklı tecellilerle insanı yaratmıştır. Sadece o isimlerin bazılarına mazhar olmuş, eşya ve hâdiseleri, onlara ait hususiyetleriyle bilmeyen melâike-i kiram ve cinlerin eşyaya müdahalesi, meselenin metafizik yanını teşkil eder. Oysaki insanın, hem fizik hem de metafizik, hem ruh hem de maddeye müdahale istidadı vardır. İşte insan bu yönleriyle, Cenâb-ı Hakk’ın isimlerinin cami bir aynasıdır ki, Allahu Teâlâ, “Ben yeryüzünde bir halife yaratacağım”48 buyurarak, bu hakikati meleklere duyurmuş, onlar da insana verilen bu şerefi takdirle karşılamışlardır.
Evet beşer, başına Allah’ın koyduğu insanlık tacıyla tam bir halifedir ve O’nun aziz kılmasıyla da azizlerden azizdir. Tabiî, Allah isterse onu zelil kılıp tepe üstü de getirebilir. Öyleyse insan, kendisine hilâfeti lütfeden Zat’a ciddî bir teveccühle sımsıkı sarılmalı ve “kemer beste-i ubudiyet” içinde O’na karşı kulluğunda bir lâhza bile kusur etmemeye çalışmalıdır.
Çocukla İmtihan
Dipnotlar
- 48 Bakara sûresi, 2/30.