İçeriğe geç

Aynı hassasiyet Hz. Ebû Bekir döneminde de devam ediyor. O devletin başında olduğu dönemde Teymoğulları’ndan kimseyi işin başına getirmiyor. Hz. Ömer de aynı hassasiyeti koruyarak Adiyoğulları’ndan kimseyi kayırmıyor.. ve tabiî bu dönemde hiç kimsenin idareden şikâyeti yoktur ve herkes hâlinden memnundur. Ancak, sadr-ı sânîsînde Hz. Osman’ın, Beni Ümeyye’den bazı zatları iş başına getirmesi, “Yakın akrabasını korumaya başladı.” şeklinde tenkitlere ve şikâyetlere sebebiyet verdi ki, önü alınmaz fitnelerin kapısı da böylece aralanmış oluyordu.

Hz. Ali’nin vefatını müteakip Hz. Hasan’a biat edildiğinde, bir Peygamber torunu gibi kucaklanmamıştı. Hz. Hüseyin’i öldüren insanlar peygamber torunu öldürdüklerinin farkındaydılar. Evet, dünya saltanatı ve çıkarları araya girince, Allah Resûlü yakınlığı görülemeyebiliyordu. Tarihî realiteler içinde meselenin bu yanı da gözardı edilmemelidir.

Gerçi daha sonra Emeviler de, Abbasiler de, Selçuklular da, Osmanlılar da, bu meselede “Babadan evlâda” diyerek bir yanlışlığa girmişlerdi ama, bu onlara aitti ve geldi geçti… Ne var ki biz, meseleyi Raşit Halifeler dönemindeki inceliği ve dava-yı nübüvvetin vârisleri açısından ele alacak olursak çok isabetli olmadığını görürüz.

Tehlikeli olan sadece sülâle ve akraba-i taallukat değil; değişik menfaat duygularıyla, birilerinin bazı fasl-ı müşterekleri kullanarak, birilerini bir araya getirip bir parti kurması, –ki bu parti kurmadan daha ziyade bir şebeke, bir çete kurmaya benziyor– kurup devleti öyle idare etmeye yeltenmesi de aynı yanlışlıklar cümlesindendir.

87