Tâbiînin iki büyük imamı, yine tâbiînin büyüklerinden Râbiatü’l-Adeviyye’ye gelip ona yalnızlığını hatırlatırlar ve “Hayatınızda bir yenilik düşünseniz.” gibi tekliflerde bulunurlar. Kendi gönüllerine göre isimlerini de söylerler. Bunun üzerine onlara “Rabbime ibadeti, kulluğu bırakıp da bu türlü şeylerle meşgul olmaya mı beni çağırıyorsunuz? Allah Allah ben de sizi bir şey zannediyordum, Rabbinizle meşgul olacağınıza, sıkılmadan gelmiş, bir kadınla bunları konuşuyorsunuz.” der…
Bizim için dezavantaj yanlardan birisi, günümüzde pek çok çürük insan olduğundan, bazılarımız hep çürüklere bakıp, “Çok şükür bende sağlam yanlar var.” deyip teselli olmamızdır. Oysaki, ortada Hz. Sahib-i Hakikat tarafından verilen ölçüler var. Ayrıca, ibadet ü taat, takva, zühd, incelik açısından hep üstümüzdekilere bakacağımıza, hep aşağıdakilere bakıp teselli aramaktayız.
Kur’ân’ın Anlaşılabilmesi İçin
Kur’ân’ı bütün derinlikleriyle kavrama, aslında her mü’minin vazifesi cümlesindendir. Ancak, buna muvaffak olan insan sayısı bugün oldukça azdır zannediyorum.
Kur’ân’ı, bahsi geçtiği şekilde kavrayabilmek için birçok dinamiğe ihtiyaç vardır. Bunlar arasında Kur’ân diline yani Arapçaya vakıf olmayı ilk sıraya koymalıyız. Ne var ki tek başına Arapça bilmek de yeterli değildir ve olamaz da. Kur’ân’ı sürekli kendine nâzil oluyor gibi okumak.. Hz. Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’i tanımak.. Kur’ân’ı tanımak uğrunda ısrarla çalışmalara devam etmek.. safvet, samimiyet ve ihlâsı hiç elden bırakmamak, esbab-ı nüzul, usûl-i tefsir gibi ilimleri bilmek.. ilâhî vâridâta açık bir sineye sahip olmak.. bilinmesi gerekli şeyler arasında sayılabilir.