Kaldı ki Kur’ân, bazılarına sert gibi gelse de, en uygun ifadelerle ortaya koyduğu bu tür sıfat ve davranışların ve bu sıfat ve davranış sahiplerini ikaz ve tehdit etmesinin hemen ardından, çok yumuşak ifadelerle gönülleri hakikate uyarmaya ve kalblere ümit aşılamaya çalışır. Ayrıca, Kur’ân-ı Kerim’in Yahudiler, Hristiyanlar ve münafıklarda görülen bazı tavır ve davranışlardan dolayı serdettiği tenkit ve ikazların, imanları kendilerini aynı tavır, davranış ve sıfatlardan alıkoymaya yetmeyen mü’minler için de söz konusu olduğunda sahabe ve müfessirler arasında âdeta görüş birliği vardır ki geniş açıklamalar isteyen böyle bir meseleyi burada tartışmak konumuzun dışında kalır.
Kanaatime göre, tarihî hâdiseleri kendi tarihsellikleri içinde ele almalı, yani her hâdiseyi kendi şartları ve konumu içinde değerlendirmeli ve bugünkü davranışlarımızda da bugünkü tavırları esas almalıyız.
Dünya-Ukbâ Münasebeti
Eskiden olduğu gibi günümüzde de, bazıları dünya ile ukbâyı birbirine karıştırmakta ve dünyevî kıstaslarla ukbâya ait meseleleri değerlendirme cihetine gitmektedirler. Hâlbuki dünya-ukbâ biribirinden tamamen farklı gerçeklerdir. Âyet ve hadisler böyle bir iltibasa girmemize fırsat vermeyecek kadar açık, sarih ve nettir.. ve yanlış “algılama”lara sebebiyet verebilecek bir husus yoktur.