İçeriğe geç

“Mükâfat, amelin cinsindendir.”72 kaidesince, nasıl dünya hayatında, iman uğrunda çekilen sıkıntı ve meşakkatler, sıkıntısız, meşakkatsiz ebedî bir hayatla bedellendiriliyor; nasıl burada yaşanan açlık ve susuzluk –Allah Resûlü’nün Ebû Hüreyre’ye olan ifadelerinde görüldüğü gibi– ahirette açlık ve susuzluğun çekilmemesini netice veriyor, aynen öyle de insanın, dünyada eskilerin “emraz-ı kalbiye” dedikleri kin, nefret, öfke, haset, gayz, hırs vb. duygu ve tutkular veya hastalıklarla mücadele ederek kendini aşması, ahirette, bunların onun kalbinden sökülüp atılması ile mükâfatlandırılacaktır. Mütekabiliyet çizgisinde bu kabil misalleri çoğaltabiliriz. Meselâ; bir insanın, hemcinsine karşı olan zaafını kendi iradesiyle aşması, beşerî temayüllerine karşı koyması ve iffetli olmaya çalışarak sürekli ruh insanı olma yolunda bulunması, her hâlde ukbâda Cennet hurileriyle taltif edilmeyi netice verecektir. Öyleyse, rahatça bu dünyanın ahiret ile içli dışlı olduğunu söyleyebiliriz. Burada ahiret hesabına tohumlar atılır, orada ürünler alınır; burada zahmet çekilir orada rahata erilir. Kaldı ki Allah (celle celâluhu) insanı dünyadaki mahiyeti ile Cennet’e koysaydı, insanın iradesi ile bütün bütün hilm ü silmi tercihi –Cennette bile olsa– imkânsız olurdu. Bu ise Cennet’te, Cehennem benzeri bir hayat anlamına gelirdi ki bu da nimetten daha çok nikmet olurdu. Bu açıdan, Cennet ehlinin sinelerinden kin ve hasedin sökülüp atılması onları Cennet’e koyma kadar önemli bir nimettir.

114