Bu arada Seyyid Kutup, Elmalılı, Râzi, Bediüzzaman ve benzeri devâsâ şahsiyetlerin eserlerinin Kur’ân’ı kavramada bizler için çok önemli olduğuna inanıyorum. Bunlar bizim düşünme ufkumuzu açacak, yaklaşım metodolojisi gösterecek ve böylece yola başından değil de belki de ortadan girmemizi sağlayacak, zaman kaybımızı önleyecektir.
Salât ü Selâm Üzerine
Salât ü selâm, Allah Resûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) hakkında Cenâb-ı Hakk’a yapılan bir duadır. İnsanlığın İftihar Tablosu da, “Yanında adım anıldığı hâlde bana salât ü selâmda bulunmayanın burnu yerde sürtülsün.”37 ifadeleriyle bu konuda bizzat kendisi tahşidatta bulunmuştur. Dolayısıyla sözlü olarak söylediğimizde yaptığımız gibi, O’nun mübarek isimlerini yazdıktan sonra da “Sallallâhu aleyhi ve sellem”, “Aleyhissalâtü vesselâm” veya bunların kısaltması olan “s.a.s.” ve “a.s.” ifadelerini yazmak lâzımdır. Fakat burada “lâzım”dan muradımız, şer’î mânâda “mutlak lâzım” değildir. Zira insanın hayatında bir kere mi, yoksa Efendimiz’i her anışında mı salât ü selâm getirmesi gerektiği konusunda ulema arasında ihtilâf vardır.
Salât ü selâm getirirken, bir taraftan nâm-ı celîl-i Muhammedîyi yâd etmek, beri taraftan da, bir İmam Rabbânî, bir Üstad Bediüzzaman edasıyla, her zaman değişik tâzimât ve tekrimâtla hislerimizi ifade etmek ve böylece O Zât’ı içimizde daima taze tutmak ise, O’na karşı ayrı bir vefa borcudur.
İtkan ve İhsan Ufku
Dipnotlar
- 37 Tirmizî, daavât 100; Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 2/254.