Evet, O’nun risaleti, kevn ü mekânlara yeni bir anlam getirecek mahiyettedir. O, mânâ ve mahiyet itibarıyla bu âlemi aşkın olduğundan dolayıdır ki miraç esnasında ulaştığı noktaya “kâb-ı kavseyn’’ denmiştir.78 Kâb-ı kavseyn, imkân ve vücup arası bir ufuk ise, o ufka ulaşan sadece ve sadece O olmuş ve ihtimal Cibril, O kameti ancak orada idrak edebilmiştir.
Hemen her veli, kendi kalbinde yaptığı arşiyelerle, Hz. Muhammed ufkuna muttali olup, her şeyin O’nda başlayıp O’nda düğümlendiğini, bütün âlemlerin zerre zerre O’na medyun bulunduğunu müşâhede etmiş ve bu müşâhedelerini bizlere anlatmışlardır.
Bizler de o ufka ulaşıp, kalb o âlemin neşvesiyle şahlandığı zaman, ancak O’nun kıymetini işte o zaman anlamış oluruz. Onun bu hususiyetinden dolayı Kur’ân, ta baştan “Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.”79 buyurmuyor mu? Evet O, rahmaniyet ve rahimiyetin tam bir mazharıdır. O’ndan yeteri şekilde istifade edebilen ümmet de, “Ümmet-i Merhûme’’dir.
Meâriz
Eskiden beri halk arasında, harp anında düşmanı aldatmakta, insanların arasını bulmakta ve karı-kocayı uzlaştırmakta Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem), yalan söylemeyi caiz görmesi kanaati yaygındır. O’nun bu mevzuda söylemiş olduğu hadislerden böyle bir hüküm çıkarmanın oldukça yanlış olduğu kanaatindeyim. Zaten Buhari ve Müslim gibi hadis kitaplarının şerhini yapan Kastallani, Aynî, Nevevî… gibi muhakkikîn de şerhlerinde bu konularla ilgili hadisleri, yalana cevaz verme şeklinde değil, meâriz olarak yorumlamışlardır.
Dipnotlar
- 78 Bkz.: Necm sûresi, 53/9.
- 79 Enbiyâ sûresi, 21/107.