İçeriğe geç

Bediüzzaman, Kur’ân’daki i’câz adına, onun nazmının cezâleti (söylenişte mazmunu tam aksettirmenin yanında fevkalâde ahengi, tebşîr ettiğinde içlere inşirah salan letafeti, tehditlerinde gönüllerde ürperti ve râşeler hâsıl eden müessiriyeti demektir), ifade zenginliğinin yanında hüsn-ü metaneti, üslubunun garîb ve orijinal olması, tarzının zerafet ve güzelliği, ifadelerinin aşkınlık ve fâikiyeti, mânâsının kuvvet, rasânet ve hakkaniyeti, lafızlarının fasih, açık ve anlaşılır olması… gibi mevzular üzerinde durur ve bu hususların hepsini örnekleriyle ortaya koyar.[2] Biz bu konuyu da şimdilik o güzide kaynaklara havale ederek geçelim.

Bunlardan başka, Kur’ân-ı Mu’ciznümâ’nın gaybî haberleri de onun mucize ve Hak kelâmı olduğunu göstermektedir. Evet, bu harika beyan, varlığın mebdeinden Hazreti Âdem Nebi’nin (alâ nebiyyinâ ve aleyhissalâtü vesselâm) hilkat ve sergüzeşt-i hayatına, evlatlarının macerasından onun Allah’la münasebet enginliğine kadar çok farklı konularda öyle detaylı bilgiler verir ki, onun Allah kelâmı olduğu kabul edilmediği takdirde bu geniş malumatın, bu kadar teferruatlı bilginin izahı mümkün olmayacaktır. Keza Kur’ân, Hazreti Nuh, Hazreti Hud, Hazreti Sâlih, Hazreti İbrahim, Hazreti Lût ve diğer enbiyâ-i izâm (alâ nebiyyinâ ve aleyhimussalâtü vesselâm) hazerâtından ve onların kavimlerinden de bahseder; hem de onların karakter ve tabiatlarını gayet net çizgilerle ortaya koyarak tarih öncesi bu dönemleri öyle bir resmeder ki, insan o upuzun geçmişi kendine has şivesi ve deseniyle görüyor gibi olur.

20