İçeriğe geç

Îcâz ise bir mazmun ve mefhumu çok az kelime kullanarak özlü söyleme; tabir-i diğerle, çok az ifade ile pek çok şey işaretleme ve pek az sözle maksadın vâzıh olarak ifade edilmesi mânâlarına gelmektedir.

Belâgat uleması, îcâz sözüyle alâkalı şu mütalâaları serdederler: Bir söz, ifade edilmek istenen mânâyı tam karşılayacak ölçüde ise buna “müsavât” denir ki beliğlerin beyanlarında en şayi olan da budur. Bazen de bir faydadan ötürü ve tabiî “mukteza-i hâl” veya “mukteza-i zâhir” esprisine bağlı olarak fazla kelimeler kullanıldığı da olur ki, buna da “itnâb” denegelmiştir ve kendi çerçevesinde bu da makbul bir ifade tarzıdır. Oldukça az kelime veya haziflerle –maksadı muhill olmama kaydıyla– ifade ve beyana da “îcâz” denir ki, bu konuyla alâkalı Kur’ân-ı Kerim ve Sünnet-i Sahiha’dan yüzlerce örnek göstermek mümkündür.

Aslında, üslub-u beyan müsavâtı gerektirdiği yerde o yolu takip etmek; tavzih ve tefsire ihtiyaç duyulan durumlarda itnâb demek; bazen de herhangi bir mazmun ve mefhumu ifadede, konuyu iğlâk etmeme ve anlaşılmaz hâle getirmeme kaydıyla îcâz yolunu seçmek ayn-ı belâgat, dolayısıyla da makbul ve müstahsendir. Mevzu ile alâkalı Kur’ân-ı Mu’cizü’l-Beyan ve Sünnet-i Sahiha’da bu ifade tarzlarının hemen hepsinden değişik örnekler vermek mümkündür. Biz burada daha ziyade Kur’ân’daki îcâz üzerinde durarak, o deryadan sadece birkaç damla ile iktifa etmek istiyoruz.

Belâgat uleması ekseriyetle îcâzı iki nev’e taksim ederler:

1. Îcâz-ı kısar,

2. Îcâz-ı hazf.

15