İçeriğe geç

Mesela Rahman isminin cilvesi olan engin rahmet, “Âlemlere Rahmet” Resûl-u Ekrem ile açığa çıkar; Vedûd isminin cilvesi olan, Allah’ın kendini sevdirmesi ve tanıtması, âlemlerin Rabbinin Habibi ile netice verir, karşılık görür, Cemîl isminin bir cilvesi olan bütün güzellikler, yani Cenâb-ı Hakk’ın Zât’ının güzelliği, isimlerinin güzelliği, sanatının güzelliği, sanatlı bir şekilde yarattığı varlıkların güzelliği de o Resûlullah aynasında görülür, gösterilir, rubûbiyetin haşmetinin ve ulûhiyetin saltanatının cilveleri dahi, o rubûbiyet saltanatının ilancısı olan Resûl-u Ekrem’in peygamberliğiyle bilinir, görünür, anlaşılır, tasdik edilir. İşte bu misaller gibi, esmâ-yı hüsnânın her biri, Resûl-u Ekrem’in peygamberliğine parlak birer delildir.

Kısacası: Madem kâinat mevcuttur, varlığı inkâr edilemez; elbette, kâinatın renkleri, süsleri, ışığı, sanatı, hayatı, bağları hükmündeki hikmet, inayet, rahmet, güzellik, nizam, mizan, ziynet gibi gözle görülen hakikatler de hiçbir şekilde inkâr edilemez. Madem bu sıfatların, fiillerin inkârı mümkün değildir; elbette, o sıfatlarla vasfolunan, o fiillerin fâili ve o ışıkların güneşi Vâcibü’l-Vücûd, Hakîm, Kerîm, Rahîm, Cemîl, Hakem ve Adl Zât’ın varlığı da hiçbir şekilde inkâr edilemez, O’nu inkâr etmek mümkün değildir. Ve elbette, o sıfatların ve fiillerin ortaya çıkmasına vesile, kemâllerinin ve hatta gerçekleşmelerinin sebebi olan en doğru rehber, en mükemmel yol gösterici, en büyük ilancı, kâinatın tılsımının kâşifi, Samed Yaratıcının aynası ve Rahman’ın habibi Muhammed aleyhissalâtü vesselamın peygamberliği de hiçbir şekilde inkâr edilemez. Hakikat âleminin ve kâinat hakikatinin ışığı gibi, onun peygamberliği de kâinatın en parlak nurudur.

عَلَيْهِ وَعَلٰى اٰلِه۪ وَصَحْبِهِ الصَّلَاةُ وَالسَّلَامُ بِعَدَدِ عَاشِرَاتِ الْأَيَّامِ وَذَرَّاتِ الْأَنَامِ

سُبْحَانَكَ لَا عِلْمَ لَنآ إِلَّا مَا عَلَّمْتَنَا إِنَّكَ أَنْتَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ

437