İçeriğe geç

şekilde kirletirdi ki; şuur sahipleri, değil onları sevmek, onlara âşık olmak, belki böyle bir çirkinlikten nefret edip ölüme ve yokluğa kaçardı.

Bir kuş kanatlarını kolayca, bir kâtip sayfalarını rahatça temizlediği gibi, uzayda bir uçak gibi gezen dünyamızın, bu semavî kuşun kanatları ve kâinat kitabının sayfaları da temizleniyor, güzelleşiyor. Ahiretin sonsuz güzelliğini göremeyen ve imanla düşünmeyen insanlar, dünyanın bu temizliğine, güzelliğine âşık olur, ona aşırı derecede bağlanırlar.

Demek ki, bu âlem sarayı ve kâinat fabrikası, Kuddûs isminin büyük bir cilvesine mazhardır. O mukaddes temizlik emrini, yalnızca denizlerin etle beslenen temizlikçileri ve karaların kartalları değil, kurt ve karınca gibi, cenazeleri toplayan sağlık memurları da dinliyor.

Vücutta dolaşan, kandaki alyuvar ve akyuvarlar o kutsî emri dinleyip beden hücrelerinde temizlik yaparken, nefes de o kanı tasfiye eder, temizler.

Hem o emri, göz kapakları gözleri temizlemek, sinekler kanatlarını süpürmek için dinlediği gibi, uçsuz bucaksız hava ve bulutlar da dinler. Hava, zeminin yüzüne konan toz toprak gibi süprüntüleri üfler, temizler. Bulut süngeri ise yeryüzü bahçesine su serper, tozu toprağı yatıştırır. Sonra da gökyüzünü uzun zaman kirletmemek için süprüntülerini hemen toplayıp kusursuz bir düzenle çekilir, gizlenir. Göğün güzel yüzünü ve gözünü silinmiş, süpürülmüş, pırıl pırıl bir şekilde bırakır.

Yine o temizlik emrini yıldızlar, kâinatı meydana getiren unsurlar, madenler, bitkiler dinlediği gibi, bütün zerreler de dinler ki, hayret verici değişim fırtınaları içinde temizliğe dikkat ederler. Bir yerde rastgele toplanmaz, kalabalık etmez, kirlenince hemen temizlenirler. En temiz, arınmış, parlak ve pak vaziyetleri, en güzel, en saf, en tatlı suretleri almak için hikmetli bir el tarafından sevk edilirler.

İşte bu tek fiil, yani tek bir hakikat olan temizlik, Cenâb-ı Hakk’ın Kuddûs ismi gibi bir İsm-i Âzam’ın, kâinatın geniş dairesinde görünen büyük bir cilvesidir; doğrudan doğruya O’nun varlığını ve birliğini, esmâ-yı hüsnasıyla beraber, geniş daireleri gören keskin gözlere güneş gibi gösterir.

422