İçeriğe geç

Ey müminler! Sizi ebedî yokluktan, dünyevî cehennemlerden ve ahiret azabından kurtaran Kur’an’ın himayesi altına mümince ve ona güvenerek giriniz, sünnet-i seniyye dairesine onun güzelliğini kabul ve takdir ederek dâhil olunuz, dünyanın sıkıntılarından ve ahirette azaptan kurtulunuz!

Dokuzuncu İşaret

Soru: Allah yolundaki hidayet ehli, başta peygamberler ve onların başında Fahr-i Âlem (aleyhissalâtü vesselam), Cenâb-ı Hakk’ın o kadar inayetine, rahmetine ve yardımına mazhar oldukları halde, neden çok defa şeytanın taraftarı dalâlet ehli karşısında mağlup düşmüşlerdir? Hâtemü’l-Enbiyâ’nın (aleyhissalâtü vesselam) güneş gibi parlak peygamberliğine, en kuvvetli iksir gibi tesirli olan Kur’an’ın mucizeliği vasıtasıyla irşadına ve kâinattaki çekim kanunundan daha kuvvetli Kur’an hakikatlerine çok yakın olan Medine münafıklarının dalâlette ısrarının ve hidayete ermemelerinin sebebi, hikmeti nedir?

Cevap: İki şıktan oluşan bu müthiş sorunun cevaplanabilmesi için derince bir esası beyan etmek gerekiyor:

Şu kâinatın Hâlık-ı Zülcelâl’inin isimleri cemâlî, yani güzellikle ilgili ve celâlî, yani haşmet ve yüceliğe dair olmak üzere iki kısımdır. O cemâlî ve celâlî isimlerin hükümlerini ayrı ayrı cilvelerle göstermek gerektiğinden, Hâlık-ı Zülcelâl kâinatta zıtları birbirine karıştırmış, karşı karşıya getirip onlara birbirlerine müdahale ettikleri ve kendilerini savundukları bir vaziyet vermiştir. Sonra hikmetli ve faydalı bir çeşit mücadele suretinde zıtları birbirinin hududuna geçirmiş, ihtilaf ve değişimleri meydana getirerek kâinatı değişme, başkalaşma, terakki ve tekâmül kanunlarına tâbi kılmıştır. Yaratılış ağacının kuşatıcı bir meyvesi olan insanda, o mücadele kanununu daha hayret verici bir şekle getirip insanın bütün manevî yükselişine vesile olan bir mücahede kapısını açmış, Allah yolundakilere karşı meydana çıkabilmeleri için şeytanın askerlerini de bazı kabiliyetlerle donatmıştır.

İşte bu ince sırdandır ki, peygamberler çok defa dalâlet yolundakiler karşısında mağlup düşmüştür. Gayet zayıf ve aciz olan dalâlet

126