İçeriğe geç

bulunan Ehad ve Samed bir Zât’ın rubûbiyetiyle, iradesiyle ve kudretiyle idare edilmesidir.

İkinci yol: Hiçbir imkân ve ihtimali olmayan, muhal derecesinde zor ve hiçbir şekilde akla sığmayan şirk ve küfür yoludur. Çünkü Yirminci Mektup ve Yirmi İkinci Söz gibi birçok risalede gayet açık bir şekilde ispat edildiği üzere, o vakit kâinattaki her bir varlıkta, hatta her bir zerrede mutlak bir ulûhiyet, kuşatıcı bir ilim ve sonsuz bir kudret bulunması lâzım gelir ki, mevcudatta gözle görülen kusursuz nizam ve intizam, gayet hassas ölçü ve farklılıklar ile mükemmel ve süslü sanat nakışları var olabilsin.

Kısacası: Eğer kâinattaki kusursuz ve tam yerinde olan muazzam, büyük rubûbiyet kabul edilmezse, o vakit her yönden akıl dışı ve imkânsız bir yol takip etmek gerekir. Yerinde ve lüzumlu olan büyüklükten kaçarak akıl dışı ve imkânsız bir yola girmeyi şeytan bile teklif edemez.

İkinci Nokta

Şeytanın mühim bir hilesi, insana kusurunu itiraf ettirmemektir. Böylece istiğfar ve Allah’a sığınma yolunu kapatır. Hem nefsin gururunu tahrik eder ki, kendini avukat gibi savunsun, âdeta kusurlardan uzak görsün.

Evet, şeytanı dinleyen bir nefis, kusurunu görmek istemez, görse de yüzlerce şekilde tevil eder. وَعَيْنُ الرِّضَا عَنْ كُلِّ عَيْبٍ كَلِيلَةٌ sırrıyla: İnsan, nefsine rıza nazarıyla baktığı için ayıbını görmez. Ayıbını görmediği için de itiraf ve istiğfar etmez, Allah’a sığınmaz, şeytana maskara olur. Hazreti Yusuf (aleyhisselam) gibi yüce bir peygamber bile, وَمٓا أُبَرِّئُ نَفْسِيۚ إِنَّ النَّفْسَ لَأَمَّارَةٌ بِالسُّوۤءِ إِلَّا مَا رَحِمَ رَبِّي diyorsa nefse nasıl güvenilebilir?

Nefsini itham eden, kusurunu görür. Kusurunu itiraf eden, bağışlanma diler. Bağışlanma dileyen, Allah’a sığınır. Allah’a sığınan da şeytanın şerrinden kurtulur. Kusurunu görmemek o kusurdan

136