İçeriğe geç

Gerçi şeytan yüzünden çoğu insan sapkınlığa düşer. Fakat önem ve kıymet çoğunlukla keyfiyete göredir; niceliğe çok az bakar veya hiç bakmaz. Nasıl ki bir yerde bin, bir başka yerde de on çekirdeği bulunan bir insan, o çekirdekleri toprak altında kimyevî bir işleme tabi tutsa ve on çekirdeğin on tanesi de ağaç olduğu halde öteki bin çekirdek çürüse; ağaç olan on çekirdeğin o insana sağladığı fayda, elbette çürüyen bin çekirdeğin verdiği zararı hiçe indirir. Aynen öyle de, nefse ve şeytanlara karşı mücadele ile insanlığı yıldızlar gibi şereflendiren ve nurlandıran on insan-ı kâmil sayesinde insanlığa gelen fayda, şeref ve kıymet, elbette, haşerat türünden sayılabilecek derecede süflî olan dalâlet ehlinin küfre girerek vereceği zararı hiçe indirir, göze göstermez. Bu sebeple Allah’ın rahmeti, hikmeti ve adaleti şeytanın varlığına müsaade etmiş, insanlara musallat olmasına izin vermiştir.

Ey ehl-i iman! Bu müthiş düşmanlarınıza karşı zırhınız, Kur’an tezgâhında işlenen takvadır. Siperiniz, Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) sünnet-i seniyyesidir. Silahınız ise istiaze, istiğfar ve Allah’ın korumasına sığınmaktır.

Üçüncü İşaret

Soru: Kur’an-ı Hakîm’de dalâlet ehlinden çok şikâyet edilmesi, onların üzerinde çok durulması ve haklarındaki şiddetli tehditler, görünüşte Kur’an’ın adaletli ve yerinde belâgatine, üslûbundaki dengeye ve dosdoğruluğa uygun düşmüyor. Âdeta Kur’an, aciz bir adama karşı ordular hazırlıyor. Onun küçük bir hareketi karşısında, binlerce cinayet işlemiş gibi tehditler yağdırıyor. Müflis olduğu ve mülkte hiç hissesi bulunmadığı halde ona haddini aşan bir ortak gibi mevki verip ondan şikâyet ediyor. Bunun sırrı ve hikmeti nedir?

Cevap: Sırrı ve hikmeti şudur: Şeytanlar ve şeytanlara uyanlar, sapkınlık yolunda gittikleri için basit bir hareketle çok tahribat yapabilirler. Pek çok varlığın hukukuna, az bir gayretle çok zarar verirler.

Nasıl ki bir sultanın büyük bir ticaret gemisindeki bir adam, basit bir hareketle, belki küçük bir vazifeyi terk etmekle bütün mürettebatın

115