ehli, mânen çok kuvvetli olan hak ehline karşı koymuş ve geçici bir üstünlük sağlamıştır. Bu hayret verici direncin hikmeti ve sırrı şudur:
Dalâlette ve küfürde hem yokluk ve terk vardır ki, bu pek kolaydır, hareket istemez. Hem tahrip vardır, bu da çok rahat ve kolaydır, az bir hareket yeter. Hem tecavüz vardır, az bir gayret ile çoklarına zarar verip korkutarak onlara bir firavunluk makamı kazandırır. Hem âkıbeti görmeyen ve hazır zevke düşkün olan insandaki süflî duyguların tatmini, lezzet alması ve hürriyeti vardır; insanın akıl, kalb gibi latifelerini âkıbet endişesiyle yerine getirdiği insanî vazifelerinden vazgeçirir.
Hidayet yolunda olanların, başta peygamberler ve onların başında da Âlemlerin Rabbinin Sevgilisi Resûl-u Ekrem’in (aleyhissalâtü vesselam) kutsî mesleğinin hem var etmeye dönük, hem sabit olmasındandır ki.. hem tamir, hem hareket, hem hudutta istikamet, hem âkıbeti düşünmek, hem kulluk, hem nefs-i emmarenin firavunluğunu, serbestliğini kırmak gibi mühim esasları bulunduğu içindir ki; Medine-i Münevvere’de yaşayan o zamanın münafıkları, o parlak güneşe karşı yarasa gibi gözlerini yumup o kuvvetli cazibeye karşı şeytanî bir savunmaya geçmiş, dalâlette kalmışlar.
Soru: Resûl-u Ekrem (aleyhissalâtü vesselam) madem Âlemlerin Rabbinin Sevgilisidir. Madem onun elindeki hak, dilindeki de hakikattir. Ordusundaki askerlerin bir kısmı meleklerdir. Madem bir avuç su ile bütün bir ordunun susuzluğunu gidermiştir. Dört avuç buğday ve bir
Dipnotlar
- Bkz. “Ey ehl-i kitap! Niçin bile bile hakkı bâtıl ile karıştırıyor, niçin hakikati bile bile gizliyorsunuz? Ehl-i kitaptan bir güruh birbirlerine şöyle dediler: Şu Müslümanlara indirilen kitaba günün başlangıcında (zahiren) iman edin, sonunda da onu inkâr edin, olur ki onlar da şüpheye düşüp dinlerinden dönerler.” (Âl-i İmran sûresi, 3/71-72).
- Nefsin daima fenalığı isteyip kötülüğe sevk ettiğine dair bkz. “Rabbimin merhamet edip korudukları hariç, nefis daima fenalığı ister, kötülüğe sevk eder.” (Yûsuf sûresi, 12/53). Ayrıca insanın en büyük düşmanının kendi nefsi olduğuna dair bkz. el-Beyhakî, ez- Zühd s. 157; el-Gazâlî, İhyâu Ulûmi’d-Dîn 3/4; ed-Deylemî, el-Müsned 3/408.
- Bkz. Tirmizî, menâkıb 1; Dârimî, mukaddime 8.
- Bkz. “Biz Kur’an’ı hak olarak indirdik. O da hakkın ve gerçeğin ta kendisi olarak indi. Seni de ey Resûlüm, sadece rahmetle müjdelemen ve inanmayanları ise azapla uyarman için gönderdik.” (İsrâ sûresi, 17/105).
- Bkz. Âl-i İmran sûresi, 3/123-125; Buhârî, meğâzî 11.
- Bkz. Buhârî, vudû’ 32, menâkıb 25, meğâzî 35; Müslim, imâre 72, 73, fezâil 5, 6.