Hem insanda hissiyat baskın olursa aklın ölçülerini dinlemez. Hevesleri ve kuruntuları ona hükmeder. Çok az, kıymetsiz, peşin bir lezzeti ilerideki gayet büyük bir mükâfata tercih eder. Gelecekteki büyük bir azaptan değil, o andaki az bir sıkıntıdan çekinir. Çünkü kuruntuları, hevesleri ve hisleri ileriyi göremiyor, belki onu inkâr ediyor. Nefis de bunlara yardım ederse imanın makamı olan kalb ve akıl susar, yenilir. Şu halde büyük günahları işlemek, imansızlıktan değil; hislerin, heveslerin ve kuruntuların üstün gelmesinden, aklın ve kalbin mağlûp olmasından kaynaklanır.
Daha önceki işaretlerden anlaşıldığı gibi, fenalığın ve heveslerin yolu tahrip etmek olduğu için gayet kolaydır. İnsî ve cinnî şeytanlar, insanı hemen o yola sevk eder. Bekâ âleminin sinek kanadı kadar bir nuru, ebedî olduğu için –hadisin kesin hükmüyle– bir insanın ömrü boyunca dünyadan aldığı lezzete ve nimetlere karşılık geldiği halde, bazı zavallı insanların bu fâni dünyanın bir sinek kanadı kadar lezzetini bâki âlemin lezzetlerine tercih edip şeytanın peşinden gitmesi çok hayret vericidir.
İşte bu sırlardan dolayı Kur’an-ı Hakîm, müminleri çok tekrar ve ısrarla, tehdit ve teşviklerle günahtan sakınmaya ve hayra davet ediyor.
Bir zaman Kur’an-ı Hakîm’in bu tekrar tekrar şiddetli irşadı bana şöyle bir fikir verdi: Bu kadar devamlı ihtar ve ikazlar, müminleri iradesiz ve hakikatsiz gösteriyor. Onlara, insanın şerefine yakışmayacak bir vaziyet atfediyor. Çünkü bir memurun itaati için âmirinden aldığı bir tek emir kâfiyken aynı emri on defa alırsa o memur cidden gücenir. “Beni itham ediyorsun, ben hain değilim” der. Halbuki Kur’an-ı Hakîm en hâlis müminlere ısrarla, tekrar tekrar aynı şeyleri emrediyor.
Bu fikir zihnimi kurcaladığı zaman iki-üç sadık arkadaşım vardı. Onları insan kılığındaki şeytanların hilelerine aldanmamaları için çok ihtar ve ikaz ediyordum. “Bizi itham altında bırakıyorsun.” diye
Dipnotlar
- Bkz. el-Kurtubî, el-Câmi’ li Ahkâmi’l-Kur’ân 13/7.
- Bkz. “Allah katında dünyanın sinek kanadı kadarcık bir kıymeti olsaydı, kâfirler ondan bir yudum su bile içemezlerdi.” (Tirmizî, zühd 13; İbni Mâce, zühd 3).
- Bkz. “Allah başkalarına adaleti, hatta adaletten de fazla olarak ihsanı, en güzel davranışı ve muhtaç oldukları şeyleri yakınlara vermeyi emreder. Hayasızlığı, çirkin işleri, zulüm ve tecavüzü yasaklar. Düşünüp tutasınız diye size öğüt verir.” (Nahl sûresi, 16/90).