Hâdiseyi nakleden İmam Şa’bî: “Üçünün dualarının kabul edildiğine şahit olduk; imamın duasının kabul edilip edilmediği ise orada belli olacak.” der.75 Şa’bî’nin bildiği bir şey vardır. İbn Ömer, hiçbir zaman Ehl-i Beyt’e muhalif ve Emeviler’in yanında olmamıştı. Bilhassa Haccac’ın en çok endişe duyduğu bir insandı. Bir defasında Haccac, ihtimal zulümlerini haklı göstermek için hutbeyi uzattıkça uzatmış ve neredeyse öğle namazının çıkma vakti gelmişti. İbn Ömer, durduğu yerden seslendi: “Ey emir, zaman senin hutbeni beklemeyip geçiyor.” Ve Haccac iğbirar üstüne iğbirar şişiyordu.76 Nihayet bir hac mevsiminde, Harem-i Şerif’te bu büyük sahabinin şehadetine tevessül etti; hem de arkasında ihramıyla. Adamlarından biri ucu zehirli mızrağıyla İbn Ömer’in arkadan topuğunu yaraladı. Derken bu yara ve zehir, o koca insanın şehadetine sebep oldu.77
d. Abdullah İbn Mesud
Çok hadis rivayet eden sahabilerden biri de Abdullah İbn Mesud’dur. İbn Mesud, sâbikûn-u evvelûndandır. Gençliğinde Ebû Cehil, Ukbe b. Ebî Muayt gibi Kureyş ileri gelenlerinin koyunlarını güderdi. İnsanlığın Ebedî Râîsi ile tanışınca, bir daha O’nun yanından ayrılmadı. Resûlullah’a o kadar yakın ve O’nunla o kadar içli-dışlıydı ki, hane-i saadete istediği zaman teklifsiz girip çıktığından, hep Ehl-i Beyt’ten zannedilir78 ve bilhassa seferde Resûlullah’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) matarasını, yatağını, nalinlerini ve serîrini taşıdığı için: صَاحِبَ النَّعْلَيْنِ وَالْمِطْهَرَةِ وَالْوِسَادِ diye anılırdı.79