İçeriğe geç
29. Bölüm

B. Tâbiîn-i İzâm

1. Tâbiînin Müstesna Yeri

Kur’ân-ı Kerim, sahabeyi dile getirdiği pek çok âyette tâbiînden de bahseder; meselâ:

وَالسَّابِقُونَ الْأَوَّلُونَ مِنَ الْمُهَاجِرِينَ وَالْأَنْصَارِ وَالَّذِينَ اتَّبَعُوهُم بِإِحْسَانٍ رَضِيَ اللّٰهُ عَنْهُمْ وَرَضُوا عَنْهُ وَأَعَدَّ لَهُمْ جَنَّاتٍ تَجْرِي تَحْتَهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَۤا أَبَدًا ذٰلِكَ الْفَوْزُ الْعَظِيمُ

“Muhacirlerden ve ensardan ilkler, (en evvel İslâm’a girip, ‘Biz varız!’ diyerek kendilerini ortaya atanlar) ve ihsan şuuruyla onlara tâbi olanlar var ya: Allah onlardan razı oldu, onlar da Allah’tan razı oldu ve Allah onlara içlerinde ebedî kalmak üzere altlarından ırmaklar akan Cennet’ler hazırladı. İşte bu büyük bir kazançtır.”1

Bu âyet-i kerimede, sahabe ile tâbiîn bir arada ele alınmakta ve haklarında Allah’ın onlardan, onların da Allah’tan razı oldukları hükmü verilmektedir. Allah’tan razı olmak demek, O’nun celâlinden cefâ, cemalinden safâ da gelse, her ikisini aynı telâkki edip, hüsnü kabulde bulunmak; yani Allah, verdiği her şeyi alsa veya dünyaları verse hiç tavır değiştirmemek; kazanma karşısında şımarmadan, kaybetme karşısında hiç mahzun olmadan dosdoğru kalabilmek ve başa gelen her musibeti lütuf gibi karşılamak demektir. Bu şekilde Allah’tan razı olanlardan Allah da razıdır; Allah’ın bir insandan razı olup olmadığının ölçüsü, o insanın Allah’tan razı olup olmadığıyla alâkalı olduğu söylenebilir. Arz etmeye çalıştığımız vechile kul Allah’tan razı ise ve O’nu ne ölçüde seviyorsa, bu demektir ki, Allah da o kuldan razı ve onu o ölçüde, hatta daha da fazla sevmektedir.

500