Hz. Ebû Bekir (radıyallâhu anh) zamanında o, elde-avuçta bir gül gibiydi. Hz. Ömer, ashabın yaşlılarından oluşan “Meşveret Meclisi”ne, yaşının küçük olmasına rağmen İbn Abbas’ı da alırdı. Bir defasında yaşlıların bunu garip karşıladığını görünce Meşveret Meclisi’nde Nasr sûresini okudu ve ne mânâya geldiğini oradakilere sordu. “Allah’ın nusret ve fethi gelince kitleler İslâm’a dehalet ederler. O zaman, Rabbine tesbih, hamd ve istiğfarda bulun!” mânâsına gelir dediler. Hz. Ömer, bunu beğenmedi ve aynı soruyu İbn Abbas’a (radıyallâhu anh) yöneltti. İbn Abbas, şu cevabı verdi: “Bu sûre, Allah Resûlü’nün vefatını haber vermektedir. İnsanlar, fevç fevç İslâm’a girince, insanlara İslâm’ın mesajını getiren Peygamber’in vazifesi bitmiş demektir. (Artık, Resûlullah’a düşen, kendisine bütün bu nimetleri bahşeden Allah’a, müsebbibü’l-esbaba tesbih, takdis ve bütün sebepleri azledip, her şeyi O’na vermek ve her ne kadar günahı yoksa da, bizzat kendisi arkada bıraktığı mertebeleri kendisi için günah telâkki ettiğinden geçen günlerine istiğfar etmektir).”
Bu cevap üzerine Hz. Ömer: “İşte ben, bunun için onu aranızda bulunduruyorum.” buyurdular.64
İbn Abbas, firaseti, kiyaseti ve fetanetiyle dillere destandı. Allah Resûlü’nün bağlı bulunduğu ağaçtan gelmişti; haklı olarak bununla iftihar eder ve: “Biz Peygamber hanesinde büyüdük.” derdi. Şahsî kemalâtı da vardı. Her uğradığı mecliste kendisi için ayağa kalkarlardı ve büyüklüğü ölçüsünde mütevazi de olan bu muhteşem insan, bundan çok rahatsızlık duyar, kendisi için ayağa kalkan ensara, nahiv kitaplarında bir kaideye misal olarak zikredilen şu sözü söylerdi: بِالْإِيوَاءِ وَالنَّصْرِ إِلَّا جَلَسْتُمْ “Allah yolunda Müslümanlara gösterdiğiniz barındırma ve yaptığınız yardım aşkına size yemin verdiriyorum; Allah aşkına bana ayağa kalkmayın.”65