B. Bir Baba Olarak Peygamberimiz
Hep zirvelerde dolaşan Allah Resûlü, hayatın hemen bütün ünitelerinde de hep zirvede olmuştu. İnsanlar O’nu ararken, ne kendi seviyelerinde ne de yaşadıkları asrın büyük insanları seviyelerinde aramamalıdırlar. Araştırmacılar O’nu ararken hep dünyanın en yüksek zirvelerini düşünmeli ve hayalen zirveler üzerinde dolaşmalıdırlar ki, kadrine ruhanîlerin destan kestiği o Zât hakkında kadirnâşinaslık yapmasınlar.
Evet, onlar Hz. Muhammed’i (sallallâhu aleyhi ve sellem) arayacaklarsa mutlaka O’nun ufkunda aramalıdırlar; bizim gibi doğru dürüst hayal bile edemeyen insanların hayalleriyle Hz. Muhammed’e ulaşmak mümkün değildir. Zira Allah (celle celâluhu), mevhibe-i sübhaniyesi olarak O’na her sahada üstünlük bahşetmiştir.
İnsanlığın İftihar Tablosu, bir iftihar tablosu olarak yaşadı ve gurub etti. Beşer O’nun eşini-menendini bir daha görmedi ve göremedi. Bütün insanlık göremediği gibi bazı çağdaşları ve hatta yakınında bulunanlar bile göremediler. Belki pek çokları, varlığını güneşe bağlı sürdüren çiçekler gibi, özlerindeki pörsüme ile ancak O’nun gurubunu anlayabilmişlerdi.. anlayabilmişlerdi ama artık çok geçti. Tabiî ki, ümmeti arasında O’nu tanıyanların, O’na saygı duyanların sayısı her zaman daha çok olmuştur.
Aradan 14 asır geçmiş olmasına rağmen, biz hâlâ, Hatice’ye, Âişe’ye, Ümmü Seleme’ye, Hafsa’ya “Anam!” derken, içimizde anamıza “Anam!” demenin üstünde bir haz, bir zevk duyarız. Elbette ki, bu his, bu duygu, o devirde daha derin, daha köklü, daha içten, daha samimiydi. Ve bunlar, hep O’ndan ötürüydü. Hz. Ebû Bekir, kızı Âişe’ye “Anacığım!” derdi. Zaten, وَأَزْوَاجُهُۤ أُمَّهَاتُهُمْ“Peygamberlerin zevceleri, mü’minlerin analarıdırlar.”1 âyeti de bunu söylemiyor muydu? Ve işte Hz. Ebû Bekir de bu mülâhazayla bağrında besleyip büyüttüğü kızı Hz. Âişe’ye “Anam!” diyordu.