Âişe Validemiz, evindeki Dâcin denilen bir kuşu anlatırken şöyle demektedir: Efendimiz, evde bulundukları zaman kuş sükûnetle durur ve Allah Resûlü’nü dinler gibi bir temkin içinde bulunurdu. O, evden ayrılınca, kuş da debelenir durur ve âdeta huysuzlaşırdı. Yine Allah Resûlü’nün Advâ ismindeki devesi, Efendimiz’in vefatından sonra bir şey yememiş içmemiş ve bir süre sonra da ölmüştür.
Hâsılı, O’nun neşrettiği nur sayesinde, hayvanların da ne ifade ettiği aydınlığa kavuşmuş, âdeta hayvan, hayvan olmaktan kurtulmuş, ilâhî sanat olma seviyesine yükselerek farklı bir kıymet almıştır.
Taşlar ve ağaçlar gibi camid varlıklar için de Allah Resûlü bir rahmettir. O, eline bir avuç kum alınca onlar, “Minnet Sana, şükran Sana!” mânâsına, O’nun elinde Allah’ı (celle celâluhu) tesbih u takdis etmişlerdir. Ağaç, onun mânâ ve muhtevasını aydınlığa kavuşturduğundan ötürü, bir bedevinin imanına vesile olma sadedinde, vadinin öbür tarafından yeri yara yara ve yürür gibi Efendimiz’in davetine icabet edip gelmiş ve lisan-ı hâlle sanki şunları söylemiştir: “Yâ Resûlallah! Cemadat âlemi içinde anlaşılmaz bir şeydik. Senin neşrettiğin nur sayesinde, alınlarımızda Allah’ın sikkesini taşıyan çok kıymetli varlıklar hâline geldik.”
Bu örnekleri çoğaltmak mümkündür. İşte Allah Resûlü’nün bir de böyle umum mahlukat adına âlemlere rahmet olma keyfiyeti söz konusudur.