Buradan hareketle bizler, Allah Resûlü’nün neşrettiği nur sayesinde, hiçbir canlının abes olmadığını ve Allah’ın abes yaratmadığını anlıyor, Allah’ın bu iç içe meşherleri karşısında iki büklüm oluyor ve “Sen ne büyüksün!” diyoruz; diyor, uzak yakın çevremizde görüp hissettiğimiz her şeye karşı derin bir hayranlık duyuyoruz. O’nun neşrettiği nur sayesindedir ki, büyük-küçük, canlı-cansız her şeyin çehresindeki hikmetleri müşâhede ediyor ve سُبْحَانَ مَنْ تَحَيَّرَ فِي صُنْعِهِ الْعُقُولُ4 sözleriyle nefesleniyoruz. Ve yine O’nun neşrettiği nur sayesindedir ki, sağa sola atılmış değersiz emtia gibi olan şeylerin birer antika sanat eseri olduğunu anlıyor ve takdirle alıp yüzümüze gözümüze sürüyoruz. İnsanoğlunun kendisi de öyle kıymetli bir sanat âbidesidir ve ancak O’nun neşrettiği ziya sayesinde hakikî mahiyeti okunup anlaşılabilmiştir.
Evet, Allah Resûlü, her şey için bir rahmet tecellîsi olmuştur. Bu sırlı nükteden ötürüdür ki, Efendimiz’in, değişik yaratıklarla alâkalı zuhur eden mucizeleri, bir bakıma Allah Resûlü’nün, kendilerine ait mânâyı ifade etmesine karşılık bir teşekkür, bir mukabele ve farklı bir dille O’nun konumunu ifadedir. Meselâ, Allah Resûlü, bütün insanlığa أَفَلَا يَنْظُرُونَ إِلَى الْإِبِلِ كَيْفَ خُلِقَتْ“Onlar, bakmazlar mı, deve nasıl yaratıldı?”5 âyetiyle devenin mânâsını anlatmıştır. O develerden bir deve de nev’i adına ona minnet ve saygılarını ifade etme mânâsına gelip O’nun ayaklarına yüzünü sürmüştür. Bu şekilde o hayvan, hâl diliyle orada Efendimiz’in bir mucizesini temsil etmiştir. Sanki deve bu hâliyle şunu anlatmaktadır: “Yâ Muhammed! Senin sayende benim de mânâm anlaşıldı. Seni tahiyye etmek ve senin karşında iki büklüm olmak bana bir vecibedir.”
Dipnotlar
- 4 “Akılların sanatına hayran kaldığı Zât’ı takdis ederiz.”
- 5 Gâşiye sûresi, 88/17.