İçeriğe geç

Bir kâfir hakkında hüsnüzan hakkı yüzde bir ise, bir mü’min hakkında yüzde doksan dokuz virgül dokuz olmalıdır. Mü’min, ancak bu kadar az bir ihtimalle kardeşi hakkında suizan edebilir ve onu da bir mü’mine yakışır afv u safh yoluyla savıp gözünü yumarak yine Kur’ân’ın ifadesiyle, “Boş söz ve işlere rastladıklarında vakarla oradan geçip giderler.”1 gereğince âlicenâbâne çekip gitmelidir. Zira mü’min, âyet-i kerimenin ifadesiyle etrafına müsamaha ile bakan, affedici olan ve kusurları görmeyen insandır.2 Evet, mü’minin şiarı budur.

Müsaadenizle burada mü’minin, mü’mine karşı yaklaşım tarzının nasıl olması gerektiğiyle alâkalı Asr-ı Saadet’te yaşanan canlı bir misali nakletmek istiyorum. Nuayman, Bedir’de bulunduğu rivayet edilen zevattandır. O, içki yasak edilmiş olmasına rağmen koruk gibi meyve ve usarelerden içmeye devam ediyordu. Pek çok defa sarhoş olarak yakalandı; bir keresinde de Huzur-u Risaletpenâhî’ye getirilerek tedip edildi. Yine böyle bir durumdan dolayı o, Efendimiz’in huzurundaydı. Orada bulunanlardan birisi Nuayman’ı kastederek: “Allah cezanı versin. Sen ne kötü adamsın. Bu kaçıncı oldu, böyle huzura geliyorsun!” türünden sözler sarf ediyordu. Bunu duyan Allah Resûlü, “Kardeşinize karşı şeytana yardımcı olmayın. Allah’a yemin ederim o, Allah ve Resûlü’nü sever.”3 buyurdu. İşte Efendimiz’in bir mü’min hakkındaki ölçüsü buydu. Asr-ı Saadet’ten buna benzer daha pek çok örnek hâdise gösterilebilir. Bütün bu hâdiseler muvacehesinde Allah Resûlü’nün böyle şahsî kusurlara mukabelesi o kadar eritici mahiyetteydi ki, ufkuna giren her şey şihaplar gibi tuz buz olur, arkada maytaplar gibi ışık bırakırdı…

2