Son bir şey daha ilave etmek istiyorum. Bunlar ferdin kendi kendine düşüneceği şeyler. İnsanları böyle düşündürmek elimizden gelmez. Allah’tan hidayet ola! Dolayısıyla hiç kimseye “Sen böyle değilsin!”, “Sen gâfil ü nâdânsın!” demek doğru değildir. Aksi hâlde zorlama olur ki, onunla bir yere varılamayacağı ve varılmadığı da meydandadır.
Bana göre önce, insanın kendini keşfetmesi lâzım.“Nefsini bilen, Rabbini bilir.” beyanından hareketle, insan, nerede, hangi seviyede olduğunu bilmeli ki, bu çok önemlidir. Kimseyi aldatmanın bir mânâsı yok. Yorumlara, tevillere girmek kimseye bir şey kazandırmaz. Her insan davranışları ile kendi tabiatının rengini aksettirir. Öyleyse, öncelikle onun keşfedilmesi gerekir. Meselâ, Kur’ân, “Hayır! Siz âcile’yi (peşin olanı) sever, ahire’yi bırakırsınız.”3 buyurur. Evet, peşin olanı, daha sonra verilecek olana tercih etme bizim insanî tabiatımızın icabıdır.
Bunu bilmeli, sonra da bu tabiatı terbiye etme cihetine gitmeliyiz. Bu da, insanın nazarını fenâdan bekâya çeviren mürşitlerin yaptıklarını yapmak demektir. Hakikat-i hâle gelince, çoklarımız günde en az iki-üç saat konuşuruz. Acaba bu iki-üç saatlik gevezelik içinde dinin “ümmehat” dediği ana meselelere ait ne kadar zaman ayırırız? Şayet, futboldan, siyasetten konuştuğumuz kadar, ümmehat hakkında konuşmuyorsak, Hakk’ın temsilciliği makamını yakalamamız çok zordur.
Bütün bunlar başta herkese zor gelebilir. Ne var ki her şey başta biraz da tekellüfle başlar. Öyleyse insan kendini biraz zorlamalı, gayretleri ciddî bir aşk ve şevke iktiran etmese bile, sözü evirip çevirip Allah’ı ve ümmehat dediğimiz meseleleri anlatmaya getirmelidir. Aksi hâlde insanın yollarda takılıp kalması kaçınılmazdır.
Dipnotlar
- 3 Kıyâmet sûresi, 75/20-21.