İnsan-esmâ-i̇ İlâhi̇ye Münasebeti̇
İnsan, esmâ-i ilâhiyenin bir nokta-i mihrakiyesi ve bir yörüngesidir. Bütün insanlar, “alâ külli hâl” Cenâb-ı Hakk’ın isimlerine mazhardırlar. Ancak bu isimlerden bazıları, insanda “galip isim” olarak tecellî eder ve bu galip isim insandan insana da değişiklik arz eder.
Konuya ışık tutması açısından Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) “Ben enbiyâ-yı izâm arasında Hz. İbrahim’e benzerim; Hz. Ömer, Hz. Nuh ve Hz. Musa’ya; Hz. Ebû Bekir de Hz. İbrahim ve Hz. Mesih’e benzer.” sözlerini örnek verebiliriz. Nebiler Serveri’nin (sallallâhu aleyhi ve sellem), kendisini Hz. İbrahim’e; Hz. Ömer’i, Hz. Nuh ve Hz. Musa’ya; Hz. Ebû Bekir’i de Hz. İbrahim ve Hz. Mesih’e benzetmesi, ahlâk, huy, karakter, yapı, duygu, düşünce ve insanlarla münasebet açısından milimi milimine bir benzetme demek değildir. Bu sözler, “Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer illa da birine benzetilecek olursa, bu şahıslara benzetilmelidir.” mânâsını taşır.
Benim burada esas vurgulamak istediğim farklılık, başta Kur’ân-ı Kerim olmak üzere, Sünnet-i Sahiha ve evliyâullahın ilham ve keşif kaynaklı ifadelerinde ortaya konmaktadır: Hz. İbrahim’de halîliyet, Efendimiz’de (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise habîbiyet hâkimdir ki, bu da bize, nebiler dahil, Cenâb-ı Hakk’ın her insanda farklı, galip ve hâkim bir isminin tecellî ettiğini göstermektedir.