Ayrıca bahsini ettiğimiz türden dine ait usûllerin çok iyi bilinmesi, bizlere üstadlık yapmış İmam Gazzâlî’den İmam Rabbânî’ye varıncaya kadar, birçok rehber şahsiyeti daha iyi anlamamıza sebep olur. Onun için bırakın velileri, üç-beş insana bir şeyler anlatan ve onlara müessir olan kişilerin bile, İslâm’ın temel prensip ve kaidelerini bilmeleri şarttır. Bunları bilmeyen insanlar, daha sonraları kendilerine gösterilen teveccühler karşısında bocalayabilir ve dengeyi koruyamayabilirler. Üstad da böyle bir endişeyi izhar etmiştir. Evet, bazen hüsn-ü teveccüh, usûl-ü İslâmiyeyi bilmeyen insanların yoldan çıkmasına sebep olabilir.
Evet, güzel bir noktaya temas ettiniz. İstikamette kalmak ile kalmamak arasında çok ince bir perde vardır. Onun için insan, Allah Resûlü’nün defaatle dediği gibi, “Ey kalbleri eviren-çeviren Allahım. Benim kalbimi dinin üzerinde sabit kıl!” demeli ve Rabbisine dua dua yalvarmalıdır. Hatta bana göre bu dua, değil günde 3 defa, 50 defa okunsa yine de azdır. Çünkü hassaten günümüzde dalâlete giden yollar, mahlukatın soluklarının kat katı adedince. Evet, bugün, kayma noktaları o kadar çok ki, bu ve benzeri dualarla Rabbine sığınmayan insanın istikamette kalabilmesi oldukça zordur.
Öte yandan hiç kimse kalkıp “Ben aklım ve mantığımla doğru yolu bulmuş yürüyorum, kaymam mümkün değildir.” diyemez ve dememelidir de, zira Allah Resûlü o fetanet-i âzamıyla doğru yolu bulabilmeye müsait olmasına rağmen, yine sabah-akşam hep bu duayı okuyordu. İnsanlığın İftihar Tablosu’nun böyle davranmasını yadırgayıp, “Acaba buna gerek var mı?” gibi düşünen insan, –bana göre– farkına varmadan kendini merede-i şeytanın zimmetine salmış demektir.