İnsanın sağlam bir akidesi yoksa ve dinî düşüncesi de Kur’ânî değilse, vâridât gibi gözüken bu tip şeyler, onun helâkine sebep olabilir. Onun için insan böylesine kerametler isteyeceğine, her zaman Rabbinden ihlâs, samimiyet, zühd, takva, daha doğrusu rızasının bulunduğu şeyleri istemeli.. Yunus’un dediği gibi “Bana Seni gerek Seni!” deyip sadece Allah’ı arzu etmeli.
İslâm’da, insanı küfre sokacak olan düşünceler, sözler ve fiiller bellidir. Yani ıstılahî ifadeyle “ef’âl-i küfür” ve “akvâl-i küfür”, temel kriterleri açısından bellidir. Bu sebeple, veli olsun, olmasın bir Müslüman, mubah çizgide cereyan eden yanlış yorumlamalardan dolayı küfre girmez. Ancak, başta veliler olmak üzere hemen her Müslümanın, dinin usûlü diyebileceğimiz meseleleri çok iyi bilmesi lâzımdır. Yukarıda ifade ettiğimiz gibi, mucize nedir, keramet nedir ve onların izharının hükmü nedir, bunların bilinmesi çok önemlidir.
Meselâ mucize Nebinin eliyle Allah’ın gerçekleştirdiği dava-yı nübüvveti isbata râci harikulâde bir hâldir ve nebi bunu, Hakk’ın izniyle izharla mükelleftir. Keramete gelince, onun izharı ne vaciptir ne sünnettir ne de müstahaptır. Hatta tam tersine, ihfâsı, yani gizlenmesi esastır. O bir ikram-ı ilâhîdir. Öyleyse bu türlü şeylere mazhariyete takılmadan ve aldırış etmeden, Üstad’ın yaklaşımıyla “nefis cümleden edna, vazife cümleden a’lâ” demeli ve bunu bir ibtilâ bilmelidir. Aksi, hâlde birtakım yanlışlıkların içine düşülmesi her zaman mukadderdir.