İçeriğe geç
27. Bölüm

Bazı Tasavvufî Esaslardan Kesi̇tler

Soru: Mucize, keramet, istidraç kelimelerini açıklar mısınız?

Harikulâde hâller olarak bilinen mucize, keramet, istidraç ve bir anlamda sihir arasında zâhirî açıdan herhangi bir fark yoktur. Bir kere halk (yaratma) açısından hepsinin kaynağı ve mercii Allah’tır. Bunların değişik ad ve unvan almaları, bu harikulâde hâllere mazhar olan insanlar zaviyesindendir. Gerçi sihir ve istidraca ve insanı yoldan çıkaran keramete, mazhariyet demek doğru değildir. Böyle bir şeye, mâruziyet demek her hâlde daha yerinde olur.

Mucize, bir peygamberin peygamberliğini ispat için, onun eliyle Allah’ın yaratmış olduğu harikulâde hâldir. Keramet, bir Allah dostunun, vilâyetinin remzi ve işareti olmak üzere, o şahsın iradesinin taalluku olmaksızın, yine Allah’ın yarattığı bir harikulade hâldir. İstidraç ise takva, zühd, ihlâs vb. esaslarla hiç alâkası olmayan, belki de metafizik âlemle bile hiç mi hiç münasebeti bulunmayan birinin eliyle gerçekleşen meş’um (uğursuz) bir fevkalâdeliktir.

Bu üç kavramın tariflerinde de görüldüğü gibi, gerçekleşen olay itibarıyla aralarında herhangi bir fark gözükmemesine rağmen, onunla alâkalı yaratıldığı zat itibarıyla sera-süreyya farkıyla birbirlerinden uzak olduğu da bir gerçek.

Keramet ve istidraç için mazhariyet veya mâruziyet ayrımı yapmaya çalıştım. Şöyle ki, İslâm tarihi içinde bazı şahıslar var ki, kendilerine lütfedilen kerametvari şeyler sebebiyle, zamanla doğru yoldan ayrılmış ve dalâlet fırkalarına iltihak etmişlerdir. Her zaman emsalini gördüğümüz bazı metafiziğe açık şahıslar, çevrelerinin kendilerine: “Sen mücedditsin, mehdisin!” ve daha sonraları “Hz. Mesih’sin ve Allah sana hulûl etti!” demelerine inanmış ve geriye dönüşü olmayan bir yola girmişlerdir. Dolayısıyla da bu tür şeylere, mazhariyet demek doğru değildir.

1