Evet, Müslüman eğer gerçekten Müslümanlığı anladı, anlayabildi ise, Allah’ın rızasından başka bir şey düşünmemelidir. Düşünmek bir yana onun dışındaki her şeye kapalı kalmalıdır. Hatta bir ölçüde Cennet’e ve Cennet nimetlerine bile. Zira Cüneyd-i Bağdadî’nin o enfes tespiti içinde, Cennet ve uhrevî meyveler için ibadet edenler “abdü’l-lezze” yani lezzetin kulları ve Cennet’in kullarıdır. Onun için gerçek mü’min, Yunus’un felsefesiyle;
der ve farklı bir buudda yaşar.
Şimdi, Müslüman böyle mübarek ve yüce bir hedefe yürürken, vesilelerinin de meşru olmasına dikkat etmek mecburiyetindedir. Zira böyle yüce bir gaye, ancak meşru vesilelerle elde edilebilir. Sokaklarda bağırıp çağırmakla, kim olursa olsun insan öldürmekle bu gayeye ulaşılamaz. Bu çerçevede terör, cinayet, gasp, adam kaçırma vb. olayların Müslümanlıkla telifi mümkün değildir. Yani adam öldüre öldüre bu yolda ilerlenemez. Onun için ta başta, “Terörist Müslüman olamaz, Müslüman da terörist olamaz.” dedik.
Evet, İbn Abbas’a göre insan öldürme, şirk ile eşdeğerdedir. Tâbiîn’in bazı imamlarına göre haksız yere insan öldüren ebediyen Cehennem’de kalacaktır.1 Demek ki onun tevbesi asla kabul edilmeyecektir. Oysaki şimdilerde, başımızın belâsı terör olaylarında sürekli masum insanlar öldürülüyor. Evler, hanlar yıkılıyor, geride kadınlar dul, çocuklar da yetim ve öksüz kalıyor. Bütün bunları İslâmî inanç çizgisinde izah etmek imkânsızdır. Üstad Hazretleri, İslâm’daki adalet esasını anlattığı yerde mealen, “Bir yerde ölümü hak etmiş on cani ile bir masum bulunsa, o canilerin öldürülmesinde o masuma da zarar verme söz konusu olsa, bu bir cinayet sayılır.”2 der. Evet, mutlak adalet anlayışı bunun böyle olmasını gerektirir.
Dipnotlar
- 1 Buhârî, tefsîru sûre (25) 2; et-Taberî, Câmiu’l-beyân 5/218-221.
- 2 Bediüzzaman, Mektubat s.297 (Yirmi İkinci Mektup, Birinci Mebhas, Birinci Vecih).