Üçüncüsü: Bu heyetlerden pek çoğu resmî idi. İslâm bir devlet nizamı olarak ilan edilince, çevredeki kabile ve devletler kendilerince bir durum değerlendirmesi yapmak üzere, Medine’ye heyetler gönderiyorlardı. Bu heyetlerdeki insanlar da sıradan insanlar değillerdi; az çok hemen hepsinin kendine göre bir dünya görüşü ve değer yargıları vardı. Ve bu insanlar geldikleri yerlere döndüklerinde intibalarıyla geriye döneceklerdi.. ve onların bu kanaati de, mensubu oldukları devlet veya kabileye mutlaka tesirli olacaktı. Öyle ise, bu insanların müspet kanaatlerle techiz edilmesi şarttı. Bu da onlara gösterilecek ilgi ve sıcak bir istikbal ile yakından alâkalıydı.
Dördüncüsü: Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) ahlâk ve şemâili Ehl-i Kitap tarafından biliniyordu. Zira bu şemâil onların kitaplarında da mevcuttu. Gelen heyetlerden bir kısmı da bu işin hakikatini araştırmak için geliyordu. Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) ise, kendinden emindi. O, Tevrat6 ve İncil’de7 geleceği müjdelenen peygamberdi. Muhatabın, bunu yakından görmesi için ona yakın olmasını, mesajının kabulüne vesile sayıyordu.
Evet, Allah Resûlü, onları yakınına alıyor ve âdeta, nübüvvetine ait alâmet ve işaretleri görmelerine yardımcı oluyordu ki, bu sayede, şüphe ve tereddütler, O’nun her şeyi paramparça eden o mübarek hâl ve tavrına çarpıyor ve delik deşik oluyordu. Gelenler ekseriyetle önceki kanaatlerini değiştiriyor ve döndükleri yerlerde tebliğ misyonunu edaya hazır hâle geliyorlardı.
Meselenin günümüze ait yorumu:
Dipnotlar
- 6 Bkz.: Kitab-ı Mukaddes (Türkçe terceme), Eski Ahit, Tesniye, bâb: 18, cümle: 18; bâb: 33, cümle: 2; İşâyâ, bâb: 42, cümle: 1-11; Mezmurlar, bâb: 2, cümle: 9.
- 7 Bkz.: Kitab-ı Mukaddes (Türkçe terceme), Yeni Ahit, Yuhanna, bâb: 14, cümle: 15-17, bâb: 16, cümle: 7-9.