İçeriğe geç

Hâsılı, biz var olduğumuz günden bu yana hep İslâm’ın yeterliliğine inanmışızdır. Evet, Kur’ân ve Sünnet’in yeterliliğinde, karşımızda birçok “izm”lerle ifade edilen görüşlerin varlığına rağmen hiç endişe duymamışızdır. Aksine bunların İslâm’a mukabele edemeyeceği inancını taşımışızdır. Hatta yıllar boyu, komünizmin paletleri altında ezilen insanların bile bir gün bu hakikate uyanacaklarına olan inancımız tamdır. Yeter ki bize din-i mübîn-i İslâm’ı tebliğ ve temsil etmek imkânı verilsin.

Hiçbir şeyden endişemiz yok. Zira biz, İslâm’ın, ferdî, iktisadî, içtimaî, sınaî, ailevî, askerî, düvelî… hâsılı hayatımızı ilgilendiren her sahada getirdiği dinamikler, sunduğu mesajlarla evrensel olduğunu biliyor, kabul ediyor ve inanıyoruz. Kaldı ki 14 asırdan beri düşmanlarının cefası, dostlarının da vefasızlığına rağmen İslâm’ın terütaze esaslarıyla ayakta kalması bunun bir delili değil midir?

4