İçeriğe geç

Demek ki birbirinden olabildiğince farklı bu iki fıtrat, İslâm ortak paydasında birleşebilmişlerse, bunu İslâm’ın evrensel kaideleri içinde aramak lâzım.

Onun bu özelliğini keşfeden Batı dünyası bir inat uğruna bu gelişmeyi önlemek için asırlardan beri var gücüyle çalışmaktadır, şimdilerde çalıştığı gibi… Aslında Avrupa bir zamanlar Orta Çağ karanlıklarını yaşarken, İslâm Asya’da Rönesansını yaşıyordu. Ve bir mütefekkirimizin belirttiği gibi, eğer kilise taassup gösterip de İslâm karşısında Antik Çağa sığınmasaydı ve bir şartlanmışlık içinde ona bakmasaydı dünya bugünkü karanlıkları yaşamayacaktı. Ama o gitti putperestlik dönemi anlayışlarına sığındı ve hâlâ da o bağnazlıkları devam ettirmekte.

Evet, İslâm’ın evrenselliğini onun insanlığa getirdiği kaide ve kurallarda aramak lâzım. O, kadına, erkeğe, çocuğa ne vaadetmiş? İktisadî ve içtimaî çalkantılara karşı nasıl bir sistem getirmiş? Beşerî problemlere nasıl bir çözüm bulmuş? Toplumda kol gezen ahlâksızlıklar karşısında neler söylemiş? Devletler muvazenesi için ne öneriler getirmiş? ve hakeza.. Evet, siz bütün bunları incelediğiniz zaman onun sistemler üstü, âlemşümul bir hüviyete sahip olduğunu görecek, herkesin her derdine derman olmasını müşâhede edecek ve diyeceksiniz “İslâm, elhak evrensel bir dindir.”

Yeri gelmişken belirtmeden geçemeyeceğim bir husus daha var; İslâm’ın evrenselliğini sadece Kur’ân’ı esas alarak söylemek yanlış olur. Bence onun evrenselliğini, Kur’ân âyetlerinin yanında, Sünnet-i Sahiha, Hulefa-i Raşidîn’in içtihadları ve selef-i salihînin görüşleri içinde aramak ve birlikte ele almak icap eder.

3