4. İrade-imtihan münasebeti açısından meselenin bir diğer buudu da şudur: Bizim kendimize ait vazifeleri yapıp kat’iyen şe’n-i rubûbiyetin gereğine karışmamamız gerekir. Evet, bu da yine bir irade meselesidir. Zira bizim, Allah’ın yapacağı şeylere talip olmamız, irademizi aşan bir mevzudur. Kaldı ki gücümüzü, takatimizi aşan şeylere talep, neticede bizim ye’se düşmemize ve imtihanı kaybetmemize de sebep olabilir. Onun için buna da, yine Üstad’ın eserlerinde verdiği ölçüler içinde bakmalıyız. Bediüzzaman’ın ifadeleri içinde; harbe giderken vezirleri Celâleddin Harzemşah’a demişler: “Sen muzaffer olacaksın!”; o da onlara: “Ben Allah’ın emriyle cihad etmekle mükellefim. Galip veya mağlup etmek Allah’ın vazifesidir.”6 diye cevap vermiş. Aslında buna “vazife” demeli mi, dememeli mi çok bilemiyorum? Ama başta Üstad olmak üzere, bu kelimeyi, Allah hakkında birçok kelâm ulemâsı kullanmıştır. Belki mukabelenin bahis mevzuu edildiği bir yerde “Allah’ın vazifesi” demekte şer’î bir mahzur olmayabilir. Ancak ben yine de, Cenâb-ı Hakk’a ait noktada, “şe’n-i Rubûbiyet” demeyi tercih ediyorum. O büyük Üstad ve diğerleri beni affetsinler!
Evet, bu ülkede yakın geçmiş itibarıyla Mehmed Âkif, Süleyman Nazif gibi insanlar hep ümitsizliğe düşmüşlerdir. Necip Fazıl’ın tabiri ile “milletin künde künde üstüne” yediği o dönemde, bu devâsâ kametleri ümitsizliğe iten herhâlde bahsini ettiğimiz meseleyi bütünüyle kavrayamamaları olsa gerek…
Dipnotlar
- 6 Bediüzzaman, Lem’alar s.163 (On Yedinci Lem’a, On Üçüncü Nota, Birincisi).