İçeriğe geç

6. Tevfik ve inayet-i ilâhînin en büyük bir vesilesi de vifak ve ittifaktır. Allah’ın tevfikine ermek, bir sermaye ister ve bu sermaye de, kolektif şuur içinde vifak ve ittifakın korunması, ayrılık ve gayrılıklara düşülmemesidir. Bir ve beraber olduğumuz zaman, gözlerin görmediği, kulakların işitmediği, beşerî tasavvurları aşan lütuflara mazhar olur ve Kafdağı’ndan ağır yükleri taşıyabiliriz. Aksine, vifak ve ittifakımız bozulup, sadece etrafımızda toplanmış üç-beş hempamızla kaldığımızda; evet, böyle bir zamanda, ne denli gayret gösterirsek gösterelim, vifak ve ittifak içinde olmayınca, esas kuvvet kaynağımızı dinamitlemiş ve inayet-i ilâhînin kesilmesine de sebebiyet vermiş oluruz. Bu bakımdan, bütün cehd ve gayretimizi, bir demir, bir kurşun gibi, ‘bünyân-ı mersus’6 olma keyfiyetini koruma yolunda kullanmak mecburiyetindeyiz. Kur’ân: “Allah’ın eli, onların elleri üzerindedir.”7 ferman etmektedir. Bu açıdan da, cemaate gelen lütufların, bütün insanlığı irşad etme istidadındaki kutup, gavs ve ferd-i feridlerin bile mazhar olamayacağı buudda olduğunu zannediyorum.

İnsanlık zor; kulluk ondan da zor bir iştir. Ahir zamanda büyük bir misyonu eda etme mecburiyeti ise, hepsinden daha zordur. Biz zora talibiz. Dağların, göklerin yüklenmekten kaçındığı bir zorluğu, yani benlik ve iradeyi yüklenmişiz ve bu benlik ve irademizi de, bu zorları başarmakta kullanmak için Allah’ın havl ve kuvvetine sığınmak suretiyle güçlendirecek ve değerler üstü değerlere ulaştıracağız.

5