Hani, afacan çocuklar çok sevilir. Bir yerde çocuklardan bahsedilirken, biz de hemen bir girizgâh bulup, çocuğumuzu anlatmak isteriz. Bazen, yazımızın, beyanımızın, talâkatimizin güzelliğini anlatmak için fırsat kollarız. Bunlar bizim için yakışıksız şeylerdir. Hatta bazen münasebetsiz de sayılabilirler. Oysaki biz, her fırsatı değerlendirip mutlaka Allah’ı anlatmalıyız. Bir yerde, vefadan ve vefalı arkadaşlardan mı bahsedildi; hemen söze girmeli ve “Allah’tan daha vefalı, daha sadık dost mu olur?” deyip, Allah’ı anlatmalıyız. Yine, hakka riayetten ve hakkın yerine getirilmesinden mi söz ediliyor; hemen, “Eğer, hakkı yerine getirilmesi gereken biri varsa, o da, bizi yokluktan varlığa çıkaran, varlıkta bırakmayıp canlı yapan, canlılıkta bırakmayıp insanî seviyeye i’la eden, sonra da mü’min kılma lütfuyla şereflendiren, bununla da kalmayıp, iman ve Kur’ân hizmetinin içine çeken Allah’tır.” demeli ve Allah (celle celâluhu) dururken, başkalarının anlatılması karşısında olabildiğince kıskançlık duymalıyız. Hele, biri kalkıp da, “Umumî programda konuştum, halk coştu ve şu şu tekliflerde bulundu.” derse, orada hasta olacak ölçüde rahatsızlık duymalı ve “Şuna bak, Rabbimden bahsedeceğine kendinden bahsediyor.” diye için için kıvranmalıyız.
Evet, Allah’ın nezdindeki yerimizi öğrenmek istiyorsak, Allah’ın nezdimizdeki yerine bakmalıyız. O’na ne kadar alâka duyuyoruz, O’nunla nasıl bir irtibat içindeyiz, işte sürekli bunu kontrol etmeli ve hep tetikte olmalıyız.
İşin doğrusu eğer, O’nunla irtibatımız sağlamsa, her girizgâhı değerlendirip O’na ve O’nu anlatmaya bir yol bulacak ve dolayısıyla da sadece O’nu görecek, O’nu bilecek, O’nu düşünecek, O’nunla oturup kalkacak, gözlerimizi O’nun için açıp kapayacak ve O’ndan başka bütün mülâhazalara kapanacağız.