Evet, İmam Gazzâlî’nin deyimiyle bizler sahip olduğumuz “akl-ı meâş”la ukbâ buudlu bu şeyleri dünyada çok iyi anlayamıyoruz. Fakat ahirette “akl-ı meâd”la donatılacağımız ve her şey metafizik kanunlar çerçevesinde cereyan edeceğinden, işte o zaman “Sübhanallah” deme ile Cennet meyvesi yeme arasındaki münasebeti kavrayacak ve oradaki mükâfatlarla buradaki amelin nasıl bir sebep-sonuç alâkasıyla irtibatlı olduğunu apaçık göreceğiz.4
Evet, o âlemde artık fiziğin kanunları geçerli değildir. Meselâ, Efendimiz’in beyanlarına göre, namazımız kabirde bizim enîs ü celîsimiz, yoldaşımız, arkadaşımız olacaktır.5 Keza bir kişi Cennet’in sekiz ayrı kapısından girebilecek,6 Kur’ân temessül edip onu okuyanlara şefaatte bulunacaktır.
Gelelim âyete; Fahreddin Râzî’nin ifadesine göre Kur’ân-ı Kerim’de bu misaller, meselelerin akılla daha iyi kavranabilmesi için verilmektedir.7 İstib’ad edecek bir şey yoktur. İşin asıl mahiyetine gelince, o gerçek çizgileriyle ahirette zuhur edecektir; edecek ve amel-i salih işleyen mü’minler, Cennet meyve ve nimetlerinden her rızıklanışlarında, “Bu, dünyada veya az önce Cennet’te lütfedilen şeylerdendir.” diyecekler.
Evet her nimet, ya bir amelin sevabı ve o sevabın temessülü veya oradaki sermedî lütuflar, amel, tohum ve çekirdeklerinin başak ve sünbül vermeleridir. Bu itibarla da ikisi birbirine bir iç benzeyişle müteşabihtirler. Cennet buudları itibarıyla ise, aralarında dünya kadar fark vardır; zira, biri hikmetin tohumu, diğeri kudretin meyvesidir. Biri sermedî televvünlü ve dupduru, diğeri gelip geçici ve küdûretli. Biri zevk-i mânevî derinlikli, diğeri cismanî haz buudludur. Biri “ayne’l-yakîn” seviyesinde bir ihsan, diğeri “hakka’l-yakîn” zirvesinde bir lütf-u Rahmân’dır.
Dipnotlar
- 4 Bkz.: Tirmizî, daavât 59; İbn Mâce, edeb 56.
- 5 Ahmed İbn Hanbel, el-Müsned 6/352, 4/287, 295.
- 6 Bkz.: Buhârî, bed’ü’l-halk 9; Müslim, iman 46; Ebû Dâvûd, taharet 65; Tirmizî, taharet 41.
- 7 Râzî, Mefâtîhu’l-ğayb 2/72.