İçeriğe geç

Ayrıca, Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) Mescid-i Aksâ’yı kıble olarak kabul etmesi, Yahudiler içinde Abdullah b. Selâm gibi nicelerinin gönlünde hidayet meşalesinin daha bir iştialini sağlamıştı. İhtimal, kitaplarında, gelecek peygamberin bu hususiyeti de zikrediliyordu. Her ne ise… Yahudilerden bazıları İslâm’a dehalet ediyorlardı ki, 16-17 ay süren bu uygulamadan maksat hâsıl olmuş ve o insanların, Müslümanlar aleyhine kullanabilecekleri delilleri kalmamıştı. Yani, müşrikler, siz içi putlarla dolu Kâbe’ye yöneliyorsunuz, Yahudiler de, “Siz bizim kıblemize dönüyorsunuz; demek ki asıl din, bizim dinimiz.” diyemeyeceklerdi. İşte tam bu ortamda Allah (celle celâluhu), Resûlü’nü, hakikat-i Kâbe ile buluşturdu ve oraya yönelme emrini verdi. Zaten, Ahd-i Kadim’de Eş’iyâ’ya (aleyhisselâm) ait bölümde de bu hâdisenin böyle cereyan edeceğine dair bir kısım işaretler var ki, Yahudilerden bazıları da buna binaen, Efendimiz’in Mescid-i Aksâ’ya doğru namaz kılışını yadırgayarak “Gelecek peygamberin kıblesi Mekke olacaktı; bu ise hâlâ Beyt-i Makdis’e doğru namaz kılıyor.” diyorlardı ki, bu da değişik bir zaviyeden vak’aya ışık tutmaktadır.26

وَلِأُتِمَّ نِعْمَت۪ي عَلَيْكُمْ“Size nimetimi tamamlayayım.” Yani, sizin namaz kılarken Mescid-i Aksâ’ya yönelmeniz bir nimettir. Ama asıl nimet, sevgililerin buluşması ki, bu, Hz. Muhammed’in ve O’nun şahsında ümmet-i Muhammed’in Kâbe ile buluşmasıdır. Dahası oradan da bir yol bulup Sidretü’l-Müntehâ’ya çıkması ve ilâhî teveccühle yüz yüze gelmesidir. Bu ise ancak Kâbe’ye yönelmekle olur. İşte bu mânâda Cenâb-ı Hak, nimetini tamamlamış oluyordu ki, bu da bu ümmet-i merhumeye has bir mazhariyettir.

يَۤا أَيُّهَا الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا اسْتَع۪ينُوا بِالصَّبْرِ وَالصَّلٰوةِۘ
إِنَّ اللّٰهَ مَعَ الصَّابِر۪ينَ
47