İçeriğe geç

Bu âyetin bütünü itibarıyla farklı bir tevcih daha söz konusudur: Efendimiz’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) başlangıçta kıble olarak Mescid-i Aksâ’ya dönmesi Medine Yahudileri için, O’nun peygamberliğini kabule bir ihzariye tesiri icra etmişti. Yani onlarda, “Bu, peygamber olabilir.” düşüncesini uyarmıştı. Daha sonra da mihrabın Kâbe’ye çevrilmesi, Mekke’de Hz. İbrahim’in dinine bağlı gibi görünen ve karşı millet olarak alâka duyan müşriklerin kalblerini yumuşatmış ve Hz. Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) peygamberliğini müzakere edilir bir konu hâline getirmişti. Yani, hem Yahudilerin, hem de müşriklerin kudsiyet izafe ettikleri mekânlar, İslâm dinince kabullenilmiş oluyor ve bu durum onların İslâm’a bakış açılarını etkiliyordu. Zaten, bu âyette olduğu gibi, Kur’ân âyetlerinin, insanın ruh hâletini, onun psikolojik cephesini nazara veren iç içe ayrı bir derinliği vardır ki, tefsir tarihi boyunca belki de en az üzerinde durulan bir konu olmuştur.

Şatr شَطْرٌ bir şeyin yarısı, bir parçası veya tarafı mânâlarına gelir ki, bu da mehmâ emken (mümkün olduğunca) Harem-i Şerif içindeki Kâbetullah’a yönelmenin farz ve zarurî olduğunu gösterir. Pek çok sahabi ve tâbiîn imamları da âyetteki “her nerede” mânâsına gelen حَيْثُمَا ’yı gayet isabetli olarak, yeryüzünde, insanların bulundukları daireler itibarıyla mümkünün araştırılması şeklinde anlamışlardır. Şöyle ki, Harem-i Şerif’in içinde bulunanlar, mevcut ihtilaf çerçevesinde Kâbe’nin yarısına veya az dahi olsa küçük bir parçasına tam olarak; uzakta bulunanlar da o tarafa yönelmekle bu teveccüh emrine riayet etmiş sayılabilirler. Zaten, “Her nerede bulunursanız yüzlerinizi o yöne çeviriniz.” fermanı da bu tevcihi desteklemektedir.

44