Bu iki âyet-i kerimede görüldüğü gibi, aslında Allah “Meşkûr” (kendisine şükredilen) olmasına rağmen kendini “Şâkir” (şükre karşılık veren) olarak zikrediyor. Kanaat-i âcizanemce burada anlatılmak istenen, mukabele esasıdır. Yani Cenâb-ı Hak kullarına, onların kendisine yaptıkları şeyler cinsinden mukabelede bulunur ki, bu bir ilâhî ahlâk gereğidir. Sadece şükür mevzuunda değil, sair hususlarda da aynı mukabeleye, Kur’ân-ı Kerim ve hadis-i şeriflerde çokça rastlarız.Meselâ; فَمَنْ تَابَ مِنْ بَعْدِ ظُلْمِه۪ وَأَصْلَحَ فَإِنَّ اللّٰهَ يَتُوبُ عَلَيْهِۘ“Kim tevbe ederse Allah onun tevbesini kabul eder.”28 veya “Kim Bana bir karış yaklaşırsa Ben ona bir kulaç; bir kulaç yaklaşırsa Ben ona bir arşın yaklaşırım. Kim Bana yürüyerek gelirse, Ben ona koşarak giderim…”29 hadis-i kudsîsinde olduğu gibi… Evet, bütün bunlarla anlatılmak veya vurgulanmak istenen husus, nimet kimden gelirse gelsin ona mutlaka mukabelede bulunulması gerektiğidir. Bediüzzaman Hazretlerinin Birinci Söz’de ifade ettiği gerçeği hatırlayacak olursak, çarşı-pazardaki manava, aldığımız şeyler karşılığında bir fiyat veriyoruz; pekâlâ bunların asıl sahibi, var edeni, yaratıcısı Allah’a karşı ne yapıyoruz veya O bizden ne istiyor?30 Elbette ki, Allah’ın verdiği nimetlere mukabele, O’nun istediği ve belirttiği tarz üzere olacaktır.
Meseleyi azap açısından ele aldığımızda da durum değişmez. Meselâ, şu âyet-i kerimelere bakın:
يُخَادِعُونَ اللّٰهَ وَهُوَ خَادِعُهُمْۚ“Şüphesiz münafıklar Allah’ı aldatmaya kalkıyorlar, hâlbuki Allah onların aldatmalarını boşa çıkarıyor (ve oyunlarını başlarına çeviriyor).”31وَمَكَرُوا وَمَكَرَ اللّٰهُۘ وَاللّٰهُ خَيْرُ الْمَاكِر۪ينَ۟“(Düşmanlar) tuzak kurdular. Allah da tuzak kurdu (tuzaklarını başlarına doladı). Allah, hileleri boşa çıkarmakta pek güçlüdür.”32
Dipnotlar
- 28 Mâide sûresi, 5/39.
- 29 Buhârî, tevhid 5; tevbe 1; Müslim, zikr 2, 3, 20-22.
- 30 Bkz.: Bediüzzaman, Sözler s.45.
- 31 Nisâ sûresi, 4/142.
- 32 Âl-i İmrân sûresi, 3/54.