Bu duada zikredilen ilk talep Allah’ın sevgisidir. Evet, Allah sevgisi her şeyin başı ve bütün sevgilerin de en saf, en duru kaynağıdır. Hakkıyla iman eden kullar, evvelen ve bizzat Allah’ı severler ve başkalarına karşı da O’ndan ötürü alâka duyarlar.
Mü’minler, Cenâb-ı Hakk’ın sevgisinden sonra O’ndan ötürü, başta Rasûl-ü Ekrem Efendimiz olmak üzere bütün nebileri ve velileri severler. Bu dünyayı da yine, O’nun güzel isimlerinin bir tecelligâhı ve öteki dünyaların da bir mezraası olması açısından severler ki, bu da Allah’a karşı samimi alâka duymanın bir ifadesidir ve Allah’tan ötürü bir sevgidir.
Peygamber Efendimiz’i, Raşit halifeleri, diğer sahabe-i kiramı ve onlardan günümüze kadar gelip geçen bütün selef-i salihîni, yani Allah’ın sevdiği insanları sevmek, onlara karşı sıcak bir alâka hissetmek ve onları hayırla anmak bir manada onlarla tanışmak, onlara bir bayram tebriği göndermek ve bir tebrik kartıyla da olsa onların halkasına dahil olmak gibidir.
Ayrıca, seven sevdiğine benzemeye çalışır, ona itaat eder; onun gibi olma gayretine girer. Allah’ın sevdiklerine benzemek de, O’nun memnun ve hoşnut olacağı sıfatlarla mücehhez olmak demektir. Söz konusu duadaki “Allah’ım sevdiklerini bana da sevdir” niyazında bu hususa da ima vardır. Elmalılı M. Hamdi Yazır, meşhur tefsiri Hak Dini Kur’ân Dili adlı eserinin mukaddimesinde ne hoş söyler:
“İnayetine sığındım, kapına geldim.