Dolayısıyla, bir mü’min “Allahım, beni öyle bir amele muvaffak kıl ki, ben o amelle Senin sevgine ulaşayım. Rızana muvaffak kıl, amelde ihlasa muvaffak kıl, yaptığım ibadet ve iyiliklerde temadiye muvaffak kıl! Adın anılınca kalbi tir tir titreyen kullarına nasip ettiğin haşyet hissine muvaffak kıl! Özene bezene yapıp ettiğim hayır ve hasenâttan sonra bile “Acaba ihlaslı oldu mu, Hak katında makbul sayıldı mı?” endişesini taşıyıp temkinli yaşamaya muvafffak kıl!” demelidir. İşte, bütün bunlar muhabbet-i ilâhiyeye açılan birer yol ve rıza-yı ilahîye götüren birer vesiledir.
Sözün özü; dua halis bir ubudiyetin ve ihlaslı bir kulluğun şiarıdır. Aynı zamanda dua, sebepler üstü bir talebin ve esbabı aşarak Müsebbibü’l-esbâb’la (celle celalühû) münasebete geçmenin ayrı bir unvanıdır. Nihayetsiz istek ve ihtiyaçları olan insan bütün dileklerini Cenâb-ı Hakk’a arz edip O’ndan isteyebilir. Ne var ki, halis bir mü’minin en başta gelen talebi, Allah’ın rızası ve hoşnutluğu olmalıdır. Allah’ın sevgisi, O’nun sevdiklerinin muhabbeti ve O’na yaklaştıran amellerin insana sevimli gelmesi de dualara icabet eden Rabbimizden istenilmesi gereken diğer önemli hususlardandır.