Senin Rızan Allah’ım!..
Bu açıdan, “Allahümme veffiknâ ilâ mâ tühibbu ve terdâ – Allah’ım bizi nefsin hoşuna giden değil, Senin razı olacağın, rıza ve hoşnutluğunu kazandıracak işlere muvaffak eyle.” niyazı çok sevdiğim bir duadır. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem) de bu duayı çok tekrar etmiş; sürekli rıza talebiyle tazarru ve niyazda bulunmuştur. Siz ister “Allahümme veffiknâ ilâ mâ tühibbu ve terdâ” dersiniz, isterseniz de, fiili hiç söylemeden “Allahümme affeke ve afiyeteke ve rızâke. Allahümme ilâ mâ tühibbu ve terdâ – (Benim isteğim) affın, afiyetin ve rızân Allah’ım; sevip hoşnut olduğun şeylere beni hidayet buyur!” şeklinde dua edersiniz. Böyle bir dua kendi nefsinizin istekleri peşinde koşma yerine O’nun muradını talep etme manasına gelir ve nefsinize rağmen yapılmış bir duadır.
Zaten, bir mü’min Allah’ın hoşnut olacağı ve seveceği şeyleri istemelidir. Çünkü, her şeyden daha önemli olan O’nun hoşnutluğudur. Eğer Cenâb-ı Hak bir kulun bu mevzudaki duasına icabet buyurur ve rızasını ona yâr ederse, artık onun için alacak–verecek bir şey kalmamış sayılır; çünkü o, alınacak en kıymetli semereyi almıştır. Zira, Allah’ın muhabbetine ve rızasına mazhariyet en büyük bahtiyarlıktır.
Evet, rıza-yı ilahî sadece ibadet ü tâate bağlı olmadığı gibi, yalnızca seyr ü süluk-i ruhaniyle ulaşılan bir ufuk da değildir. Ona yürüyen insanın hep tetikte olması ve Allah’a sığınması gerekmektedir. Her adımda bir kere daha gönlünü kontrol etmesi ve “Acaba rıza talebim yerinde duruyor mu?” diyerek temkinli yürümesi icap etmektedir. Elli tane hırsızın bulunması muhtemel olan bir çarşıda dolaşan insanın sık sık ceplerini yoklaması gibi, mü’min de sürekli gönlünü yoklamalıdır. Kolundaki saatin, cebindeki cüzdanın ve belindeki kemerin bile kapkaça gittiği bir dönemde, kapkaççıların çokça dolaştığı bir caddede nasıl yürümesi iktiza ediyorsa, rıza yolunda da öyle yürümelidir.