Her şeyden önce hep hatırda tutulmalıdır ki, iman hizmeti insana yapılan bir yatırımdır ve böyle bir yatırımın geriye dönmesi belki bir asır alır. Şayet, yapacağınız bir işi insana bağlı götürecekseniz, mesela özüne, asıl kimliğine, dinî ve millî kültür mirasına ve evrensel insanî değerlere bağlı bir nesil yetiştirmek istiyorsanız, gerekirse bir yüz seneyi nazar-ı itibara almalı, plan ve programlarınızı ona göre yapmalı, mukavemetinizi ve metafizik geriliminizi gözden geçirmeli ve hâlâ Süleyman Nazif gibi, “Bu ümit benimle olduğu müddetçe üç yüz sene, dört yüz sene, beş yüz sene beklerim!” diyebilecek kadar kendinizi azimli ve kararlı hissediyorsanız, işte o zaman ilk adımı atmalısınız.
Evet, iman hizmetinin mebdeinde böyle bir ümit ve azim, o denli bir inanmışlık, derin bir mesuliyet duygusu, takdire şâyân bir vazife şuuru ve harikulâde bir sabır vardır. Öyle ki, Bediüzzaman hazretleri, büyük bir karamsarlık içinde bulunan ve kendisinin ümitle alakalı sözlerine kulak vermeyen bazı muasırlarına, “İşte, ben de sizinle konuşmayacağım. Şu tarafa dönüyorum; müstakbeldeki insanlarla konuşacağım: Ey üç yüz seneden sonraki yüksek asrın arkasında gizlenmiş ve sâkitâne Nurun sözünü dinleyen ve bir nazar-ı hafî-i gaybî ile bizi temâşâ eden Said’ler, Hamza’lar, Ömer’ler, Osman’lar, Tâhir’ler, Yûsuf’lar, Ahmed’ler, ve saireler! Sizlere hitap ediyorum. Başlarınızı kaldırınız, “Sadakte” deyiniz.” sözleriyle seslenmiş ve belki elli-altmış sene sonra gelmesini beklediği Kur’ân talebelerinin toprağın bağrına atılan tohumlar gibi bir gün mutlaka sümbül vereceğini dile getirmiştir.
Onun etrafındaki altın zincirin herbir halkası da, Üstad’ın sözlerine, verdiği müjdelere, hizmetlerinin istikbalde hendesî olarak genişleyeceğine ve emeklerinin kat’iyen zayi olmayacağına cân u gönülden inanmışlardır. İnanmış ve evlerini matbaa haline getirmiş, kadın-erkek, genç-ihtiyar ellerine birer kalem alıp nur katipleri haline gelmişlerdir. Ciddi bir hesapla ve hizmet matematiğine çok vakıf bir sabır ve teennî ile, satır satır, sayfa sayfa mektuplar yazıp dört bir yana neşretmişlerdir. Sürgünde, hapishanede ve hatta savaş meydanında bile hiç durmamış; yazmış, çoğaltmış, mümkünse elden ele dağıtmış ve sürekli iman hakikatlerinin tercümanlığını yapmışlardır. İşte, onların bu fedakarlıkları ve vesile oldukları hayırlı hizmetler dikkatle ele alınınca açıkça görülüyor ki, onlar Cenâb-ı Hak nezdinden hikmete ve dolayısıyla da pek çok hayra mazhar olmuşlardır.