İçeriğe geç

buna vicdan genişliği veya inkişafı diyoruz. Böyle bir ruh-u içtimaîye, insanın her türlü bencilce tavırlardan sıyrılarak isminin özündeki ünsiyete yönelmesi demek de mümkündür. Böyle bir ünsiyetle o, Rabbini “Celîs ü Enîs” görür, O’ndan gelen rahmânî teveccühlerle bütün varlığın ünsiyet solukladığını duyar gibi olur. Her şeye ve herkese hep sıcak mukabelede bulunur. Derken, sadr u sinesi cihanları istiâb edecek kadar genişler; buna karşılık, ruhunda kibir, gurur, bencillik alanları da daraldıkça daralıverir. Bu suretle o, bir mahviyet ve tevazu insanı hâline gelirken, ferdî muhiti de birdenbire ruhanîlerin atmosferine dönüşür ve o atmosferde sürekli ruhanîlik esintileri duyulmaya başlar.

Aslında bir içtimaî heyette genişlik ve kuşatıcılık fertten başlar; fert, engin ruhlu ve engin vicdanlı ise toplum da aynıyla o mükemmeliyeti aksettirir. Fert, duyguları itibarıyla dar, düşünceleri benlik çıkmazında ve mülâhazalarında da egosunu aşamıyorsa, bu tür parça ve parçacıklardan sağlam bir heyetin oluşması düşünülemez; hele büyük ve yüksek bir milletin teşekkülü asla.! Zira bir toplumu hakikî mânâda büyüten, yükselten, o toplumu meydana getiren fertlerdeki içtimaî ruh genişliğidir.. ve o toplumun istikbal vaad etmesi, uzun ömürlü olması ve devletler arası muvazenede kayda değer bir hizmet görmesi de böyle bir ruh-u içtimaîye bağlıdır. Düşünce ufukları itibarıyla fertler kendi egolarını aşamamış, aşanlar da bunu gerektiği gibi seslendirememiş, seslendirip mensup oldukları heyet-i içtimaiyenin her kesimine mâl edememişlerse, böyle bir milletin zamanla kuruması, çözülmesi ve başkaları tarafından yutulması kaçınılmazdır. Tarihinin en karanlık ve en perişan günlerini yaşayan, bahtsız bir coğrafyanın zamanzede çocuklarının bugün, bunun en acı örnekleriyle yüz yüze bulunduklarını söyleyebiliriz.

Bizim dünyamızda bu olmamalıydı; zira iman gibi dünyaya meydan okuyacağımız bir dinamiğimiz vardı. Bediüzzaman’ın

91