kaybından ötürü cezalandırılması söz konusuydu. Onu, özel bir takdirle planlayan, maddî-mânevî duygularla donatıp bir hilkat harikası hâline getiren Zât, ondan şeklinin-şemâilinin, edasının-endamının takdir ve şükrünü istiyordu.
Evet insanoğlu, iç ve dış donanımı, –kaynağı Hak inayeti– güzellerden güzel sureti, vicdanî genişliği, mahiyet zenginliğiyle bir kıvam örneği ve “ahsen-i takvîm” âbidesidir: O her yanıyla bir hilkat mucizesi, her uzvunda tam bir tenasüp nümâyân, zâhir ve bâtın ahengiyle de baş döndüren bir mükemmeliyet içindedir. Onun iç ve dış duyu organlarının, bu mükemmel yapının hendesesine göre planlandığı apaçık. Dünya-ukbâ derinlikleriyle –şart-ı âdi planında– her iki âlemi de mamur kılabilecek bir keyfiyeti haiz.. mahiyet ve donanımı herhangi bir fâni güç ve takate verilemeyecek kadar harika, olabildiğine değerli ve o Aşkın Kudret’in en bariz remzi.. eli-ayağı, gözü-kulağı, dili-dudağı, kafası-dimağı, eti-kemiği, damar sistemi, mafsalları, sinir ağları; ruhu-kalbi, hissi-zihni, şuuru-aklı, mantığı-muhakemesi, ümitleri ve emelleriyle o Müteâl Kudret’in en güzide eseri; kâinatların bir misal-i musaggarı; mülkün-melekûtun özü, usâresi, sınırlılığı içinde kevn ü mekânlar kadar bâtınî vüs’ati, zâhiren dar bir çerçeveye sıkıştırılmış küçük görünümlü olmasına rağmen zenginlerden zengin muhtevası ve canlılar âlemi şiirinin bir bercestesi, diğer bir mânâ itibarıyla kafiyesi; mükemmellerden mükemmel öyle bir tanzim içindedir ki onda ne göze ilişen münasebetsiz bir çizgi ne de zevk-i selîmi rahatsız edecek bir aykırılık söz konusudur. Aksine o, hacmi, şekli, heykeli ve hendesesi bakımından olabildiğine ölçülü, düzgün ve pürüzsüz; hareketleri, tavırları, oturup kalkışı, konuşması, mimikleri, yiyip içmesi, sesi sözü, yürüyüşü, oturuşu kalkışı ve değişik pozisyonlardaki duruşuyla harikulâde, “Allah vergisi” denmeye sezâ ve eskilerin ifadesiyle bir “nüsha-i kübrâ”dır. Öyle ki kör olmayan her