nu Allah yolunda sarf etmenin de en son mertebesi Allah’ın rızasıdır. Allah’ın rızası kazanılmadan Allah yolunda ölmenin de bir manası yoktur. Öyleyse Allah’ın rızasını kazanmayı en birinci maksat yapmak ve işlerimizi ona göre tanzim etmek mecburiyetindeyiz. Cenab-ı Hakk’ın rızası, amelin kendisi için olmasına bağlıdır. Kul, Cenab-ı Hakk’a bağlı ise her şeyiyle kendisini O’na teslim etmişse, her şeyini Allah’a ait bilmişse işte o zaman Hâlık’ın rızasını kazanabilir. İşte o zaman ne dünya onun önüne bir engel olarak çıkabilir ne evlad ü ıyal engel ne de dünyanın makam ve mansıbı… Zira mümin, Allah’ın rızasını kazanma uğruna bütün bunları aşmış ve Allah’ın rızası ufkuna yaklaşmıştır.Hazreti Muhammed’in (sallallâhu aleyhi ve sellem) tilmizlerinin en büyüğünü, o medresenin en mükemmel talebesini meseleye ışık tutması bakımından size arz etmek istiyorum.Bir gün Allah Resûlü’nün yanına Cibril-i Emin gelir. Üzerinde eski bir hırka veya bir kilim parçası vardır. Resûlullah’a öyle temessül etmiştir. Burada izah etmekte fayda görüyorum: Misal âlemi diye bir âlem vardır. Eşyanın, manaların, lafızların, ruhların o âlemde nasıl tecessüm ettiğini görenler görmekte, müşahede edenler müşahede etmektedir. İşte Resûl-i Ekrem de kendi aynasında temessül eden Hazreti Cibrîl’i sırtında eski bir hırka veya bir kilim parçasıyla müşahede ediyor. Ardından Hazreti Cibril’e böyle temessül etmesinin sebebini soruyor. Cibril şöyle cevap veriyor: “Yâ Resûlallah! Bütün gök ehli şu anda bu vaziyette, bu kılıktadır. Bu, gök ehline Allah’ın fermanıdır. Çünkü senin yâr-i gârın, mağara arkadaşın ve bugün de yeşil kubbenin altında yoldaşın, âhirette elinden tutup beraber haşrolacağın Hazreti Ebû Bekir (radıyallahu anh) bu kılık ve bu kıyafettedir. Ve Cenab-ı Hak şöyle ferman eyledi: ‘Gitsin, Ebû Bekir’e benim selamımı söylesin ve ona sorsun bakalım,