çağda sekiz on yaşındaki çocuklar dillerinde Kur’ân, içlerinde maksad-ı Sübhân, âhirete gidenlerden endişe duymaksızın mutlu yaşıyordu. Kur’ân’la beraber her yere, herkese huzur gelmişti. Kimse kimsenin canını yakmıyor, eskiden beri hukukun temel prensiplerinden olan aklın, dinin, nefsin, neslin ve malın muhafazası teminat altına alınıyordu. Herkes her şeyden emin olarak yaşıyordu. Kapılar, pencereler, dükkânların kepenkleri açıktı. Bu açıklıklardan girse girse huzur, mutluluk ve üns esintileri giriyordu. Adiyy b. Hâtim anlatıyor: “Allah Resûlü’nün huzurunda idim, bir adam geldi, yoksulluktan şikayet etti, sonra başka biri gelip eşkiyanın yol kesmesinden şikayet etti. Allah Resûlü buyurdular ki; ‘Ömrün olur da yaşarsan hevdeci içinde bir kadının tek başına Hire’den yola çıkıp da Allah’tan başka hiç kimseden korkmadan Kâbe’yi tavaf ettiğini göreceksin.’”85
Evet, Kur’ân’ın rehberliğinde bu müjdelenen devir gelmişti. O kadar güvenli bir atmosfer oluşmuştu ki bir kadın devesinin üzerinde tek başına günlerce yol katediyordu da güvenlik konusunda en küçük bir endişe taşımıyordu.Muhterem Müslümanlar!Eğer komünizm, sosyalizm gibi çeşitli ‘izm’lerle ifade edilen sistemler vesilesiyle insanlığa huzur getirmek isteyenler, Kur’ân’ın getirdiği bu huzur dönemine az âşina olsalardı başka arayışlara girmeyeceklerdi. Teorik ya da pratik anlamda bu ideolojileri savunanların tamamı, Saadet Devri’nin tahakkuku için Kur’ânî hakikatlere sarılacaktı.Kur’ân öyle şanı yüce bir kitap, öyle mûciz-beyan bir hitaptır ki hangi karanlık devrin içine girse onu aydınlatır. Bu Yüce Kelâm’ın hayatımıza hayat olması; kan dökmeye, insan öldürmeye, silah kullanmaya veya el, ayak kesmeye bağlı de-
Dipnotlar
- Buhârî, meâkıb 25; el-Hâkim, el-Müstedrek, 4/564.