İçeriğe geç

Cebrail’e açılan bu sırra Allah nigâhbandı ve Allah’ın emriyle anında İsrafil yere indi. Selam verdi ve “Yâ Muhammed, Rabbinin sana selamı var. Ferman ettiler; melik bir peygamber mi yoksa kul bir peygamber mi olmak istersin?” dedi. Resûl-i Ekrem, Hira’da baktığı Cebrail’in simasına bir defa daha bakıyordu. O sima ciddi bir dehşet içinde Resûl-i Ekrem’e: “Tevazu yâ Muhammed! Tevazu yâ Muhammed! Tevazu yâ Muhammed!” diyordu. Resûl-i Ekrem iki büklüm oluyor ve hükmünü veriyordu: “Ben, kul bir peygamber olmak istiyorum!”84 Ve biraz evvel istediği şeyi unutuyordu. Çünkü az evvel istenen şey, Zaman ve Mekânın Efendisi’nin âhiret hesabının aleyhinde işleyebilirdi. O, dünyevî isteklerini terk edecek, bu sayede her şeyi bulacak ve başının Makam-ı Mahmud’a ulaştığını hissedecekti. Cebrail bunu tavsiye etmiş, O da bu tavsiyeye uymuştu. Hayat baştan sona Efendimiz için âdeta bir ‘perhiz’ olarak ilerledi. Efendimiz’den sonra da bu şekilde uzun bir dönem geçti. Dünya karşısında eğilmeyen, madde karşısında çizgisinden vazgeçmeyen kimseler Efendimiz’in emanetine sahip çıktılar, O’nun yolunu terk etmediler.Bugün, o faziletli insanların arkasında, o emanet uğruna ölüme dahi razı olarak bir araya gelen insanlar, Efendimiz’in emanetine sahip çıkıldığını gösteriyor.Muhterem Müslümanlar!Allah Resûlü’nün izinden giden bu şerefli neslimize, garipler kervanına, âhir zamanda sahabinin vazifesini yüklenecek bu kutsi topluluğa büyük insanların tavsiyesini bir kere de ben hatırlatayım:Sizi madde ile vurabilirler…Makam ve mansıpla dize getirebilirler…

336