İçeriğe geç

‘Dayımın oğlu gel.’ dedi. Beni bir kayanın dibine çekti. ‘Bak, dedi. İş başa düştü. Burada bize düşen şeyin hakkını vermemiz gerekir. Bunun için dua edelim. Sen dua et ben âmîn diyeyim. Ben dua edeyim sen âmîn de.’Sonra ben şöyle dua ettim: ‘Allah’ım, bana çok çetin bir kâfir gönder, saldırışı çetin olsun, baskısı çetin olsun. Onunla kıyasıya savaşayım. Sonra onun hakkından geleyim. Ganimetimi alıp gazi olarak geri döneyim.’ Karşımda dururken lâhut âlemlerinde gezen bu esrarengiz adamın bakışları çoktan öbür âlemlere gitmişti. O, benim dünyamı yaşamıyordu. Ben duamı bitirince ‘âmin’ dedi. Allah’a kasem ederim ki, Uhud neticelenirken ben o duada istediğim her şeye sahip bulunuyordum. Sonra o dua etti. Duasının başı benim duama benziyor ama sonu pek benzemiyordu. O şöyle dedi: ‘Allah’ım, bana çetin bir düşman gönder. Bugün son gündür. Bugün var olmanın mücadelesini veriyoruz. Ben o düşmanla kıyasıya savaşayım, kıyasıya vuruşayım ve evvela gazanın sevabını alayım. Sonra o benim hakkımdan gelsin. Beni şehit eylesin. Ben o hâlimle kanlar içinde senin huzuruna geleyim. Sen beni karşına al de ki, ‘Abdullah, burnuna, kulağına ne oldu senin?’ Ben diyeyim ki: ‘Allah’ım, Senin habibinin yolunda döktüm de geldim onları.’ Sen, ‘Doğru söyledin.’ diyesin. Ben de böylece kurtulmuş olayım.’”Bu, o günün, o mücadele gününün hakkını vermektir. Sa’d b. Ebî Vakkas diyor ki: “Uhud savaşı bittiği zaman meydanda İbn Cahş’ı aradık. Bulduğumuz zaman Allah’a yemin ederim ki aynen duasında dediği gibi şehit olmuş ve burun, kulak gibi azalarını kaybetmişti.” İşte Resûlullah’a (sallallâhu aleyhi ve sellem) hayatını vakfetmiş bu insan, dünyaya böyle veda edip gidiyordu. Aziz Müslüman!Sen de hayatının gayesi peşinde olacaksın.

146